Dijital Pazarlama Dünyasını Yakından İlgilendiren Digitalzone 2017 Konferansı’ndan Notlar

Digitalzone17'de neler konuşuldu? Tüm detaylar ve sunumlar bu rehberimizde!

Yazarlarımız Okan Çakır ve Tevfik Mert Azizoğlu, Zeo Agency’de SEO Analisti olarak çalışıyor.

Doğu Avrupa’nın en büyük dijital pazarlama konferansı Digitalzone, sektörün önemli isimlerini 20-21 Ekim tarihlerinde Hilton İstanbul Bomonti Hotel’de konuk etti. Bu yıl beşincisi düzenlenen konferansa katılım geçtiğimiz yıllardan çok daha fazla oldu. Simultane tercüme eşliğinde tamamlanan ilk günün konuşmacıları sektörün geneline ışık tutarken, ikinci günün konuşmacıları ise daha çok teknik alandaki deneyimlerini bizlerle paylaştı. Mobil pazarlama alanında uzman iki konuşmacı ise ABD ile yaşanılan diplomatik sorunlar nedeniyle programda yer alamadı. İki günün isimleri ve sunum konuları şu şekildeydi:

Digitalzone’17 dijital pazarlama dünyasına yakışır bir ışık gösterisi ile başladı. Programın sunuculuğunu etkinliğe ev sahipliği yapan Zeo Agency’nin kurucusu Yiğit Konur ve geçtiğimiz yıldan tanıdığımız Judith Lewis üstlendi. Konferansa katılamayanlar ve bilgilerini taze tutmak isteyenler için oturumlarda anlatılanları ve gözlemlediklerimizi sizin için derledik.

Onayını aldığımız konuşmacıların sunumlarını notlarımızın hemen arkasına ekledik, yenileri geldikçe bu içeriği güncelleyeceğiz.


Çikolata Tadında Açılış Konuşması

Açılış konuşmasını dünyaca ünlü Avrupa ve ABD arama ödüllerinin jürilerinden biri olan ve deCabbit Consultancy’nin kurucusu Judith Lewis yaptı. Sunumunda kullanıcıları dikkat çekici içerikler ile sitenize nasıl bağlayabileceğinizi aktaran Judith, enerjisi ve sempatik tavırlarıyla günün ilk oturumunda henüz uyanamamış katılımcıları aynı şekilde kendisine bağlamayı başardı. Geçtiğimiz yılda olduğu gibi kendisine soru yönelten kişileri çikolata ile ödüllendirmeyi ihmal etmedi. Judith’e göre ziyaretçi sayınızı artırmak için içerik üretiminde aşağıdaki hususları dikkate almalısınız:

  • İçeriğin tüketilebilir olması için her zaman ulaşılabilir ve anlaşılabilir olması gerekiyor. Kullanıcıların artık vaktinin kısıtlı olması ve hızlı içerik tüketme isteğinden dolayı içeriği kullanıcılara küçük ve anlaşılabilir parçalar halinde sunmalıyız.
  • Hedef kitlemizi iyi belirlemeli ve isteklerine doğrudan yanıt vermeliyiz.
  • Anahtar kelime analizi yaparken soru kalıplarını dikkate almalıyız. Özellikle Google algoritmasındaki semantik geliştirmeler sonrası sıfırıncı pozisyonun (position 0) doğmasıyla beraber arama sonuçlarında çıkan yanıt kutucuklarında (answer box) yer alabilmek için soru kalıplarına içeriğimizde yer vermeliyiz. Bu durum aynı zamanda trendi artan sesli arama sonuçlarında da daha iyi performans göstermemizi sağlayabilir. Soru kalıplarını sayfa başında sıralayıp, sayfa içi linklemeler (jump link) yaparak kullanıcının aradığı yanıta daha kolay erişmesini sağlayabiliriz.
  • Kullanıcıların aradığı sorulara yanıt verebilmek, onlarla duygusal bağ kurmamıza ve sitemize tekrar gelmelerine yardımcı olabilir. Anahtar kelime seçiminde kullanıcıyı siteye bağlayacak anahtar kelimeler kullanmaya çalışmalıyız. Kısacası içeriğimiz kullanıcıların derdine deva olmalı.
  • İçerik üretiminde planlı olmalıyız. Arama trendlerini araştırarak yıllık içerik takvimi oluşturmalıyız. Doğru içeriği yılın doğru zamanında yayınlamalıyız.
  • Judith aynı zamanda trend araştırması yaparken Keyword Planner’a çok bağımlı kalmamak gerektiğini söyledi. Bunun yerine sektördeki pazarlama sinyallerini daha çok dikkate almalıyız.
  • İçeriklerimizi benzersiz oluşturmalı, farklı kelimelerle benzer içerik yazmamalıyız.
  • Google artık dili anlayabilir hale geldi. Bu nedenle tek bir anahtar kelimeye odaklanmak yerine, birbiriyle alakalı kelimelerin de yer aldığı semantik içerikler üretmeliyiz. Kısacası, aynı konuyu farklı terimlerle kullanıcıya aktarmalıyız.
  • Kullanıcı markamızı bilmediği sürece sitemizin ana sayfasının pek önemi kalmadı. Kullanıcılar daha çok arama sonuçlarından sitemize geldiği için aslında artık her sayfamız ana sayfa gibi düşünülebilir. Bu noktada Judith, internet ile yeni tanıştığı zamandaki flört sitelerine değinerek arama sonuçlarını bunlara benzetti. Beğenilen içerikler sağa, beğenilmeyenler sola!

Sunum:

Google’ın mutfağında neler oluyor?

Google’ın Arama Kalitesi (Search Quality) ekibinde yer alan ve geçtiğimiz aylarda yayına giren Türkçe Google Webmaster Bloğu projesinin de başında yer alan Fatih Özkösemen’in konuşması konferansın en çok konuşulan sunumlarından birisi oldu. Arama ekosisteminin üç tarafını ele alan bu sunumu her ne kadar özetlemeye çalışsak da bir Googler’ın ağzından duyduğumuz tüm detayları eleme yapmaksızın yazımıza eklemeye çalıştık. Bu nedenle yazımızın en uzun kısmına geçmeden önce lütfen arkanıza yaslanın!

Kullanıcı:

  • Google üzerinde her ay 100 milyara yakın arama gerçekleşiyor ve bunların yaklaşık yüzde 15’ini daha önce hiç aratılmamış sorgular oluşturuyor.
  • 2020 yılına kadar kullanıcı sayısının 5 milyarı bulması ön görülüyor.
  • Peki Google bunca kullanıcıya doğru arama sonuçlarını göstermeyi nasıl başarıyor? Fatih Google’ın bu konudaki tarihsel gelişiminde iki mihenk taşı olduğundan bahsetti. Bunlardan ilki eş anlamlı sözcükleri tanıyabilir hale gelmesi, yani CS kısaltmasının Counter Strike veya Computer Science kısaltması olabileceğini bilmesi . Diğeri ise bilgi grafikleri (knowledge graph) oluşturarak bilgileri anlamlı şekilde gruplandırabilmesi. Bu grafikler sayesinde Moskova ile Ankara arasında başkent olmaları nedeniyle bir bağlantı olduğunu anlayabiliyor. Bu şekilde bilgileri gruplandırarak kullanıcı vaka analizi yapabiliyor ve daha iyi sonuçlar gösterebiliyor.
  • Arayış ve arama arasındaki farklı ayırt edebiliyor olması da oldukça önemli. Google kullanıcıların sadece web üzerindeki aramalarına değil, fiziksel dünyadaki aramalarına da yanıt vermeye çalışıyor. İleride diğer uygulamalar ile entegre olarak nesneleri (örneğin şarkıları) dahi tanıyabilen Google hayatımızda olacak.
  • Bir algoritmanın bir şeyi daha hızlı öğrenmesini sağlayan makine öğrenme (machine learning) sayesinde Google, yapay zekaya sahip kişisel asistan olma yolunda ilerliyor.

Google:

  • Süreç kullanıcı tarafında yukarıdaki gibi gelişirken Google tarafında başka ne gibi yenilikler yapılıyor? Fatih, yapılan geçiştirmelerin en iyi yapmak istedikleri iki etmende odaklandığını söyledi: arama ve sıralama.
  • Fatih arama ve sıralama sürecini çok yalın bir dil ile açıklayarak Google’ı daha iyi anlamamıza yardımcı oldu. Süreç, Google botlarının trilyonlarca web sayfasını crawl ederek, yani sayfayı parçalarına ayırıp linklerine bakarak, bilgileri sayfa ile ilişkilendirip kümelendirip saklamasıyla başlıyor. Ardından bu sayfalar kullanıcıya sunulmadan önce düzenleme yapılıp analiz ediliyor. Nihayetinde uygun bulunan sayfalar indeksleniyor. Google sadece sayfaları indekslemek için çalışmıyor, sürecin devamında kullanıcının niyetini anlamaya çalışıyor. Örneğin gündüz yapılan bir banka aramasında kullanıcının dışarıda olma ihtimali yüksek olduğu için ATM sonuçlarını öncelikli sıralarken, akşam saatlerinde internet bankacılığı araması yapıldığını düşünerek sıralamaları bu yönde değiştiriyor. Ayrıca çok fazla sayfa bulunduğu için bilgilerin tamamını değil bir kısmını çağırıyor. Son olarak, sonuçlarda çeşitliliği sağlamak adına farklı domainlere ait sayfalara yer vermeye çalışıyor ve web spam algoritmalarını devreye sokarak tekrar sıralama yapıyor.
  • Arama kalitesi ekibinde yer alan Fatih bu konuda da bizi aydınlattı. Arama sonuçlarında içeriklerin kalitesini belirlerken Google önce arama ile uyuma yani sinyallere bakıyor ve her geçen gün yeni sinyalleri araştırıyor. Bir diğer önemli faktör ise metrikler yani arama terimi ile alakalılığın belirlenmesi. Google ekibi bir algoritmayı devreye almadan önce neyi iyileştirmeyi amaçladıklarını ve ne gibi metrikler olacağına bakıyor. Örneğin, Panda algoritmasının ilk çıktığı zamanlar, içerik tarlalarının (content farm) kalitesiz ama alakalı içerikleri barındırması üzerine kaliteyi anlayabilme metriği türetilmiş. Bu metrikler ile Google, yayıncıların kaliteli içerik oluşturmasını hedefliyor. Konu hakkında detaylı bilgi için Türkçe Webmaster bloğunda yayınlanan yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
  • Web spam ile mücadele edilirken algoritmik (metrikler ile oluşturuluş) veya manuel müdahaleler yapılıyor. Uygulanan manuel işlemlerde mutlaka Search Console üzerinden mesaj iletiliyor. Eğer yaşadığınız bir düşüşte Search Console üzerinden mesaj almadıysanız bunun sebebi manuel bir cezalandırma değil muhtemelen algoritmik bir müdahaledir.
  • Google’ın iletişim için tek resmi kanalı olan Search Console’un yakında yenileneceği haberini de aldık. Artık sadece ham data sunmak yerine öngörüde bulunabilir hale gelecek. Heyecan veren bir başka geliştirme ise takım çalışmasının Search Console üzerine yansıtılacak olması. Hata mesajlarını türlerine göre ekibimizdeki ilgili kişilere yönlendirebileceğiz. İlaveten, etkileşim ve iletişim ön planda olacak. Bir sorun ile ilgili aksiyon aldığımızda bunu Google’a daha rahat bildirebilir hale geleceğiz.
  • Geldi mi, gelecek mi derken mobil öncelikli indekslemenin (mobile first indexing) çoktan başladığını anlıyoruz. Fatih bu konunun bu kadar ilgi uyandıracağını ilk başta düşünmemiş. Eskiden crawl bütçesi yüzde 80 masaüstü versiyona, yüzde 20’si mobil versiyona ayrılırken mobil aramaların masaüstü arama sayısını geçmesi nedeniyle mobil versiyon için kapasite artırılmış. Daha iyi görünürlük elde etmemiz için sitemizin masaüstü versiyonu ile mobil versiyonu eş olmalı. Fatih mobil öncelikli indeksleme konusunda üç senaryodan bahsetti. İlk senaryoda masaüstü ve mobil sitemiz var ve ikisi de içerik bakımından aynı ise olumsuz etkilenmeyeceğiz. İkinci senaryoda mobil site versiyonumuz yoksa (bu devirde pek mantıklı olmasa da) mobil öncelikli indekslemeden olumsuz etkilenmeyeceğiz. Son senaryoda ise mobil versiyon masaüstü versiyonun küçültülmüş hali ise sorun yaşamamız muhtemel gözüküyor. Ancak bu noktada Google’ın web sitesi yöneticilerinin işini zorlaştırmak gibi bir amacı bulunmuyor elbette. Amaç mobil deneyimin tüm sitelerde iyileşmesi. Meta etiketleri, yapısal veri işaretlemeleri vb. unsurlar sadece masaüstünde değil mobilde de olmalı. İlerleyen süreçte Google’ın mobil versiyonu daha çok ziyaret edecek olması nedeniyle hosting planlamasını da bu yönde gözden geçirmemiz gerekiyor. Sitelerin mobile hazır olup olmadığını anlayan algoritmalar ile siteler sınıflandırılabilir durumda. Tarih yok, bir güncelleme ile aniden değil, hazır olan siteler yavaş yavaş mobil öncelikli indekslenen siteler arasına girecek.

Üretici:

  • Ekosistemin son halkası olan üreticilerin, yani site sahiplerinin önemi artıyor. Google içerik üreticilerini daha güçlü kılmaya çalışıyor ve yeni araçlar, teknolojiler üretilmesini teşvik ediyor. Örneğin, üreticilerin gelir elde etmesinde “first click free” politikasının devre girmesi planlanıyormuş. İçeriğin ödeme yapmadan önce korumalı sunulması yerine ilk tıklamada içeriği gösterilmesi, yani “ilk tıklamanın ücretsiz olması” hedefleniyor. Bu politikada metering (1 ay içerisinde kullanıcıya 10 içeriği bedava göstermek) ve lead-in (içeriğin bir kısımını ön izleme ile göstermek) gibi opsiyonlar olacakmış.
  • Mobil öncelikli indekslemenin başladığı ortamda üreticilerin parasal anlamda kayıp yaşamaması adına geliştirilen PWA ve AMP teknolojileri de sunumun gündemindeydi. Hızlandırılmış mobil sayfalar (AMP) içeriğin daha hızlı yüklenebilir ve erişilebilir olmasını sağlayarak kullanıcının sitemizi keşfetmesine yardımcı oluyor. İleri web uygulaması (PWA) ise sitenin ana ekrana eklenmesi, bir mobil uygulama gibi bildirim yollayabilme ve internet olmasa bile ziyaret edilebilir olma gibi özellikleri sayesinde kullanıcıların sitemize yeniden gelmesini sağlıyor.
  • Bunların dışında Google My Business’taki geliştirmeler, hızlı web sitesi oluşturma araçları ve kullanıcılar ile daha hızlı iletişime geçebilme gibi yenilikler sayesinde özellikle küçük ölçekli işletmelerin güç kazanması amaçlanıyor.

SEO ve PPC Savaşları: Kazanan olmalı mı?

2017 yılında MENA bölgesinin en iyi SEO ajansı seçilen Zeo Agency‘nin kurucusu ve Avrupa ve ABD’deki Arama Ödülleri’nde 2 yıldır jüri üyesi olan Yiğit Konur SEO ve PPC ilişkisini ele alan konuşmasında pratikte uygulayabileceğimiz pek çok tüyoya yer verdi. Almış olduğumuz notlar şu şekilde:

  • SEO ve PPC arasında sürekli bir rekabet bulunuyor. Önemli olan vakalara göre doğru stratejiyi seçebilmek. Örneğin, Bitcoin gibi tık başına maliyeti yüksek olan aramalar için SEO daha kârlı olabilir. Bitcoin hakkında içerikler üreterek kullanıcıların organik yolla sitemize gelmesini sağlamak çok daha az maliyetli ve etkili olacaktır. Öbür tarafta ise örneğin bir Cadılar Bayramı zamanı geldiğinde SEO takımı buna hazır değilse Cadılar Bayramı kostümlerini satamayabiliriz. Bu durumda da PPC kazanır.
  • Farkındalık ve marka bilinirliği arttırmak için SEO’yu tercih edilmeli, PPC’ye ise sadece sonuç odaklı işlerde başvurulmalıyız.
  • Analiz yaparken Adwords tarafında çıkarılan dataları Excel’e indirip vlookup ya da SQL join kullanarak sonuç çıkarabiliriz. Adwords’ten aldığımız bu verilerden yola çıkarak SEO tarafında ne kadar yatırım yapmamız ya da PPC’yi mi seçmeliyiz onu görmeliyiz.
  • Keyword Planner ve SEOmonitor’den anahtar kelimeleri çıkarıp Excel’de koşullu biçimlendirme ile işaretleyerek bulunduğumuz ay ile geçmişteki ayların verisini kullanarak tahmin yürütebiliriz.
  • PPC verilerini SEO tarafında kullanarak yeni anahtar kelimeler keşfedebiliriz.
  • İçeriğimizi geçiştirerek arama kalite skorumuzu artırabiliriz.
  • Daha iyi sonuçlar elde etmek için Search Console’u Adwords ile entegre etmeliyiz.
  • Arama sonuçlarını domine edebilmek için en değerli anahtar kelimelerde gücümüzü toplamalıyız. Örneğin “yemek” aramasında Yemeksepeti’nin hem kendi sitesiyle, hem paid kısımda çıkan site linki ile hem de içerik projesi olan Yemek.com ile arama sonuçlarını domine etmeye çalışması bu duruma örnek gösterilebilir.
  • Sektörün önemli ismi Rand Fiskin tarafından bahsedilen 10x içeriğin, link kazanmada etkili olduğu görülüyor. Doğru site dışı link inşası bu içerikleri insanlara göstermek gerekiyor.
  • Eğer bir arama sorgusunda ikinci sıradaysak CTR artırmak için PPC kullanabiliriz.
  • Son olarak, küçük ölçekli işletmelerin CTR optimizasyonu ve SEO görünürlüklerini artırmak için kullanabilecekleri yepyeni bir araç bulunuyor: ZeoMind. Kısıtlı bir süre için bu aracı ücretsiz olarak kullanabileceğiz.

Sunum:

Eyvah, Google sitemi cezalandırdı!

Google Search Quality ekibinin en eski üyelerinden ve sektörün en tanınmış SEO uzmanlarından Kaspar Szymanski deneyimlerini bizimle paylaştı. Google’da çalıştığı dönemde Türkiye’den sorumlu olması nedeniyle ülkemiz site sahiplerinin sık yaptığı hatalara değinerek bizlere yol gösterdi. Google tarafından ceza almamak için yapılması ve yapılmaması gerekenler şu şekilde:

  • Sitemizde bir işlem yaparken Google yönergelerini daima göz önünde bulundurmalıyız.
  • Eğer sitemiz ceza aldıysa öncelikle arkasındaki nedeni iyi anlamalı ve cezadan kurtulmak için doğru aksiyonları almalıyız.
  • Sitemizin tamamı ceza alabileceği gibi sayfa bazında da ceza almamız mümkün. site:example.com şekilde arama yaptığımızda sitemiz arama sonuçlarında yer almıyorsa sitemizin tümüne ceza gelmiş ve arama sonuçlarından çıkarılmış demektir.
  • Google sitemize cezalandırmadan önce Search Console üzerinden uyarı mesajları gönderiyor. Bu nedenle buradaki mesajları sürekli takip etmeli ve aksiyon almalıyız.
  • Google cezalarının nedenlerini site içi ve site dışı olarak ikiye ayırabiliriz. Site içi sorunların başında major spam geliyor. Sitemizin geneli spam içerikten oluşuyorsa Google’ın bunu fark ederek sitemizi kalıcı olarak arama sonuçlarından kaldırması oldukça muhtemel. Kendi içeriğimizin yanı sıra kullanıcıların ürettiği içeriğin de spam olması halinde ceza alabiliriz. Bu durumda Google, sitemizin bir kısmını arama sonuçlarından kaldırabilir ancak sorunun devam etmesi daha büyük cezaları beraberinde getirebilir. Sitemizin hacklenerek spam içerik barındırması halinde yine kısmi bir cezalandırma olabilir ve arama sonuçlarında “bu site hacklenmiş olabilir” uyarısı çıkabilir. Spam mark-up işaretlemelerin olması halinde zengin kartlarda (rich snippets) gerçeği yansıtmayan içerik oluşabilir ve sorunun devam etmesi halinde ceza gelebilir. Son olarak sitemizden dışarıya yapılan linklemelerin (outbound links) doğal olmaması halinde de Google yaptırım uygulayabilir. Site dışı cezalandırma faktörlerini ise link inşa (link building) çalışmaları oluşturuyor. Sitemize gelen bağlantıların Google’ı manipüle etmemesi gerekiyor.
  • Ancak Google’ı acımasız olarak görmemeliyiz. Sitemizdeki sorunları düzeltmemiz halinde yeniden değerlendirme isteği (reconsideration form) göndererek cezanın kaldırılmasını talep etme imkanımız bulunuyor. Yeniden değerlendirme talebinde bulunurken sorunun kaynağını iyi çözümlemiş, dokümantasyonlardan yararlanmış, içerik sorunlarını gidermiş ve zararlı link analizi yapmış olmalıyız. Kaspar, Türkiye’den sorumlu olduğu yıllarda ülkemiz site sahiplerinden gelen talep formlarının gereğinden fazla uzun olduğu yönündeki gözlemini paylaştı ve daha kısa ve öz formlar göndermemiz konusunda bizi uyardı. Türkiye’de yaygın olmasa da yurt dışında Google’a dava açılan vakalar olduğunu ve bunun cezadan kurtulmak için çözüm olmadığını belirtti. Cezaların kullanıcı deneyimini artırma amaçlı olduğunu hatırlatarak duygusal tepki verilmemesini, tüm iyileşilmelere rağmen hala ret alınması halinde işin uzmanlarından yardım almamız gerektiğini vurgulayarak konuşmasını sonlandırdı.
  • Kaspar’ın bu konudaki detaylı yazısına ise buradan ulaşabilirsiniz.

Geleneksel pazarlamaya geri mi dönüyoruz?

Global pazarlama konuşmacısı ve aynı zamanda The Drum’da düzenli olarak dijital pazarlama üzerine yazılar yazan Samuel Scott, bizlere Ad Blocker’ların geleceği konulu sunumunda önemli detaylar paylaştı. Daha az takibe, daha az doğrudan pazarlamaya ve daha fazla kreatif reklamcılığa ihtiyacımız olduğunu vurgulayan Samuel, dijital pazarlamanın da geleceği konusunda öngörüde bulundu. İşte bunlardan birkaçı:

  • Samuel için reklamcılık; yaratıcı, hafızada kalıcı ve bir marka inşa edebilecek artılara sahipken, bir yandan başarısız sonuçlanma ihtimali, pahalılık ve takip edilememe gibi eksilere de sahiptir. Doğrudan pazarlama ise; ucuz, ayarlanabilir ve takip edilebilir olması gibi artılara sahipken, bazı zamanlar rahatsız edici olabilmesi ve akılda kalıcı olmaması sahip olduğu eksilerdir. Bu nedenlerden dolayı Samuel’in öngörüsü, gelecekte doğrudan ve dijital pazarlamadan tekrar yaratıcı reklam dönemlerine dönüş olacağı yönünde. Bu durumu ise, kullanıcıların zamanla daha az kişisel veri paylaşmaya başlayacak olmasına bağlıyor.
  • 2016 verilerine göre, Amerika’da gençlerin %14’ü hem masaüstü bilgisayarlarında hem de mobil cihazlarında Ad Blocker kullanıyor. Türkiye’de ise bu oran %7 seviyesinde. Durum böyleyken insanlar verilerinin ne kadar kullanılmaya başladığını gördükçe Ad Blocker kullanım oranlarının artacağını vurguladı.
  • İnsanların verilerini toplamadan ve takip etmeden de pazarlama yapılabileceğini belirten Samuel, yakın gelecekte kişilerin rızası olmadan online araçlar ile kişisel bilgi toplamanın mümkün olmayabileceğinden bahsetti.
  • Reklamların Ad Blocker’lar ile engellenebildiği bir dünyada trafiği ölçümlemek zor olacaktır. Ad Blocker sadece reklamları engellemekle kalmıyor aynı zamanda sayfa arayüzünde çalışan bazı önemli scriptleri de engelleyebiliyor. Aynı şekilde VPN kullanımı da takip edilebilecek veriyi çoğu zaman yanıltabiliyor. Bu nedenlerle, istediğimiz takibi yapmak ya da istediğimiz ölçümlemeyi gerçekleştirmek SEO ya da Analytics çalışmalarında zor olacaktır.
  • Avrupa Birliği Veri Koruma Yönergesi (EU General Data Protection Regulation – GDPR) 25 Mayıs 2018 tarihinde yürürlüğe girecek. Kişisel verilerin korunması tarafındaki bu yönerge ile beraber web sitelerine sokaktaki pazarlamacıların gözünden bakacağız ve onları aslında birer dükkan gibi düşüneceğiz. Pazarlama çalışmaları ileride sayılarla zenginleştirilmeyecek. GDPR sonrası, tüketicilerden izin isteyen bütün firmalara bilgilerini toplama konusunda tek tek izin vermesi gerekecek.

Sunum:

SEO'da Roma Savaşları'ndaki kadar stratejik olabilir misiniz?

SEOmonitor.com’un kurucusu ve CEO’su olan Cosmin Negrescu, bizlere doğru bir SEO stratejisi kurmanın inceliklerinden bahsetti. Strateji terimini, Roma tarihinden verdiği savaş örneği ile açıklayarak bizlerin de farklı bir bakış açısından bakmasını sağladı. İyi bir stratejiyi; teşhis, politika ve aksiyon olarak üç ana başlıkta toplayan Cosmin’in sunumunda öne çıkanlar:

Teşhis:

  • Ne ile karşı karşıya olduğumuzu ya da hedefimizin ne olduğunu gerçekçi bir bakış açısı ile beraber anlamalıyız.
  • Yaptığımız analizler doğrultusunda rakiplerimizin zayıf yanlarını ve kendi güçlü yanlarımızı keşfetmeliyiz.
  • Kullanıcının ne istediğini belirlemeli ve buna göre anahtar kelime hedeflemesi yapmalıyız.

Politika:

  • Burada politikadan kasıt, içeriği üretecek ekip için kılavuzluk yapacak kurallar oluşturmaktır. İçerik üretiminde ve hedeflenecek kelimelerde izlenecek politika bu açıdan önemlidir. Ekibin tam olarak ne yapmaları ve ne yapmamaları gerektiğini bilme durumudur.

Aksiyon:

  • İyi bir strateji ile oluşturulmuş önceden planlı bir aksiyon kurgumuz bulunmalıdır.
  • Rakiplerin nerelerde güçlü olduğu, hangi kelimelerde iyi sıralandığını keşfedilmeli. Hedefleyeceğimiz anahtar kelimeleri gruplandırıp ardından rakipleri incelemeliyiz. Bu kelimelerde büyük siteler iyi sıralanıyorsa biz sıralamalara girsek bile trafik çekmemiz oldukça güç olacaktır. Sıralama alınabilecek güçlü kelime gruplarını hedeflerken başkalarının da bu kelimeleri hedeflediğini iyi bilmek önemli.
  • Kazanamayacağımız savaşlara direkt girmek yerine iyi bir strateji belirlemeli ve buna göre aksiyon almalıyız. Örneğin, sıralanması zor olan anahtar kelimeler özelinde mi rekabet etmeliyiz yoksa rekabet edeceğimiz başka küçük alanlar var mı diye kendimize sorabiliriz. Kaynaklarımızı ve site performansımızı iyi biliyor olmamız bu konuda bizlere yol gösterici olacaktır.
  • Son olarak, iyi bir strateji içeride tüm ekip ile paylaşılmalı ancak dışarıya gizli tutulmalıdır.

Sunum:

What makes a good SEO strategy? – DigitalZone 2017 from Cosmin Negrescu

URL Evreninde Kaybolmamayı Başarmak

Popüler tarama aracı Deepcrawl’un kurucusu ve CEO’su olan Michal Magdziarz, linkleri ve log dosyalarını Search Console ile nasıl analiz etmemiz gerektiğini bizlere anlattı. Sunum boyunca Star Wars’a gönderme yapan Michal’in sunumu oldukça ilgi çekiciydi. Sektörde 12 yılı aşkın tecrübesi olan uzmanın bize aktardıkları şu şekildeydi:

  • Web üzerinde uçsuz bucaksız sayıda URL bulunuyor, yani internet bir evren ise sayfalarımız kum tanesi büyüklüğünde. İyi görünürlük elde etmemiz için optimizasyon yaparak sayfalarımızı görünür kılmaya çalışmalıyız.
  • Optimizasyon aşamasında backlinklerin doğru yönetimi oldukça önemli. Backlinkler başarılı durum kodu döndürmeyen sayfalara, AMP gibi indekslenemeyen sayfalara veya yinelenen (duplicate) sayfalara düşüyorsa canonical işaretlemeleri ve yönlendirmelerle backlink gücünü site içine aktarmalıyız.
  • Botlar farklı user agent’lar ile nasıl tarama yapıyor bunu anlayarak sayfalarımızı geliştirmeliyiz. Mobil öncelikli indekslemeye önem vermeliyiz.
  • Tarama bütçesini verimli kullanmalı ve kaybedilen trafiği geri kazanmalıyız. En çok taranan sayfaları geliştirmeli ve filtre sayfaları gibi organik trafik beklemediğimiz sayfaları canonical etiketi ile kategoriyi işaret edecek şekilde düzenlemeliyiz.
  • Kullanıcının gücünü unutmamalıyız. Sitemize girip girmeme kararı onlarda olduğu için kullanıcının niyetine göre sayfa oluşturmalıyız.

Sunum:

Otomasyonsuz gelecek gelmeyecek!

Brainlabs’in Strateji Direktörü olarak çalışan Millie Ismail, ajans içerisinde müşterilerinin reklam aktivitelerini geliştiriyor. Yemek molasının ardından Millie, “Veri Odaklı Teklifleme: Adwords’ün Otomatikleştirilmiş Geleceği” konulu eğlenceli sunumu ile bizlere dijital pazarlama sektöründe otomasyonun önemini anlattı. Sunumundan öne çıkanlar:

  • Otomatikleştirmenin üretkenliği arttırdığını vurgulayarak bugün yaptığımızın işlerin %90’ının 3 yıl içinde otomatikleşmiş olacağından bahsetti.
  • Adwords için geliştirilmiş Search Quality Report (SQR) gibi otomasyonlar sayesinde artık Adwords kampanyalarının manuel yapılmadığına değindi. SQR otomasyonu ile ilgili detayları sunumunda bulabilirsiniz.
  • Trend araştırması yaparken mevsimselliğin oldukça önemli bir konu olduğuna değinmesi ile beraber yakın bir gelecekte de makinelerin mevsimsel sonuçları tarayabileceğinin sinyallerini verdi. Google’ın “Machine Learning” alanında yaptığı çalışmaların bunu doğrular nitelikte olduğunu söylemekte.
  • SEO ve PPC alanında pek çok araç bulunurken bunların otomasyon haline getirilmesi gerektiğini söyledi. Aynı zamanda, tarihin bize gösterdiği gibi otomatikleştirme işsizliğe neden olmuyor, onun yerine farklı iş alanları ortaya çıkarıyor. Bunun bilincinde olmanın önemini vurgulanan başlıklardandı.

Rekabetin 4. Boyutu: İçerik

Oturumun ilk gününde yer alan bir başka konuşmacı ise ScribbleLive EMEA bölgesinin Genel Müdürlüğünü yapan Maged Mostafa idi. İçerik üretme sürecini rekabet boyutunda değerlendirerek sektörde ne gibi farklılıklar yaratabileceğimizi ele alan Maged’in konuşmasında öne çıkan kısımlar şu şekildeydi:

  • Oluşturulan içeriklerin yüzde 60’ı kullanıcılar tarafından görülmüyor. Bu nedenle içeriğimizi görünür, etkili ve paylaşılabilir kılmamız oldukça önemli.
  • Kullanıcı merkezli bir dünyadayız. Müşteri deneyimi eskiden tetikleyici unsur, etkileşim ve sonuç sürecinden oluşurken, artık bu süreç çok daha karmaşık. Eskiden içerik yönetimi tek yönlü iken artık içerik hem kullanıcıyı hem üreticiyi çevrelemiş durumda.
  • Rekabetin ürün, fiyat ve hizmet gibi unsurlarının dışında 4. faktör olarak içeriği düşünebiliriz. Bu nedenle rakiplerimizin içerik üretimlerini dikkate almalı ve kendi stratejimizi oluşturmalıyız.
  • İnsanları araştırdıkları içerikleri önceden tahmin edebilmeli ve sistemli bir şekilde içerik üretmeliyiz.
  • Günümüzde kullanıcılar bir ürünü satın almadan önce internetten araştırıyor ve markalar arasında kıyaslama yapıyor. Zengin içerikler üreterek kullanıcıların markamıza olan sadakatini artırabiliriz.
  • Sürekli ölçümleme yaparak neyi doğru neyi yanlış yaptığımızı anlamalıyız.

Sunum:

Medyada SEO nasıl yürüyor?

Yoğun geçen ilk günün ardından ikinci gün oturumlarına Demirören Medya’da dijital pazarlama grup müdürü olarak kariyerine devam eden Arda Mendeş’in medya sektöründe SEO çalışmalarının nasıl yürütüldüğü konusundaki tecrübelerini dinleyerek başladık. Katılımcı kitlesinin çoğunun medya sektörüne uzak olması nedeniyle pek çok kişi için ufuk açıcı bir sunum oldu. Bakın medyada SEO işleri nasıl yürüyormuş?

  • Medya paydaşlarının arasındaki acımasız rekabet nedeniyle kullanıcı deneyimi zaman zaman arka planda kalabiliyor. Buna bağlı olarak, medya kuruluşları çeşitli tık oyunlarına başvurup, kullanıcıları mutsuz edebiliyorlar.
  • Medya kuruluşları için arama sonuç sayfalarının üst kısmında yer alan haber kutuları yani Google Top Stories son derece önemli. Masaüstü ve mobile versiyonda belirli kelimelerde gün içerisinde o kutularda ilk sırada yer alamazsak SEO için çanlar çalabilirmiş. Bir başka ölçüt ise AMP sayfa pozisyonları.
  • Ancak Arda geleneksel anlayışı yıkarak standardı bozmak gerektiğini ve farklılaşamayanın oyun dışı kalacağını vurguladı.
  • Bir medya sitesinde kategori ve içeriklerin kaldırılması editörler tarafından olmamalı, ekip içi planlama yapılarak çalışılmalı ve hangi kategori ve içerik kaldırılırsa ne yapılacağı için önceden bir kural belirlenmeli.
  • Medyada çok sık karşılaşılan hatalardan birisi bir içeriğin farklı URL’lere sahip olması. Yanlış site içi linklemeler de sık görülüyor.
  • Kaliteli içerikler üretilmediği için pek çok medya sitesi Phantom algoritmasından olumsuz etkilenmiş.
  • Haber sitesi gibi milyonlarca sayfası bulunan büyük sitelerde değişiklik yapıyorken Kibana gibi veriyi görselleştiren araçlardan faydalanırsak daha iyi sonuçlar elde edebiliriz.

Sunum:

PPC Kampanyalarında Anahtar Kelimeleri İnce Eleyip Sık Dokumak

Lokal ve global markalara dönüşüm optimizasyonu danışmanlığı yapan BoostRoas dijital pazarlama ajansını kurucusu Şahin Seçil’in reklam harcamalarından elde edilen gelir (ROAS) üzerine sunumu etkileyici konuşmalar arasındaydı. Yaptıkları deneysel çalışmalar üzerinden elde ettikleri sonuçlara göre e-ticaret sitelerinde dönüşüm oranlarını artırmak için şunlara dikkat etmemiz gerekiyor:

  • Google Analytics kullanarak ortalama sepet değeri, hedef kitlesi gibi metrikleri öğrenmemiz gerekiyor. Dönüşümü artırmamız için sadece ürün geliştirmemiz yeterli değil. Aynı zamanda kullanıcıları kaybettiğimiz noktaları tespit etmeliyiz. Analytics kodunu sayfaların sonunda konumlandırmamalıyız.
  • Analytic’ten elde ettiğimiz veriler büyük veriyi ölçeklediği için son derece önemli.
  • Mobil ve masaüstü versiyonlar için ayrı funnel’lar kurmalıyız.
  • Kullanıcıların hangi aşamada hata sayfaları ile karşılaştığını ölçümlemeliyiz.
  • Kullanıcıların bıraktığı izleri (örneğin; yaş, cinsiyet vs.) onları yeniden sitemize yönlendirebilmek için analiz etmeliyiz.
  • Yöneticilere raporlama yaparken tek metriğe odaklanmalı ve kısa raporlar oluşturmalıyız.
  • Araştırmalara göre markanın müşteri gözündeki hayat boyu değeri (customer lifetime value) artık çok daha önemliymiş.
  • Müşteriler ile daha iyi etkileşim sağlamak için iletişimin dilini doğru seçmeliyiz. Kullanıcıya sürekli ürün göstermek dönüşüm sağlamayabilirmiş. Bunun yerine yeni kullanıcılar için marka iletişimi, etkileşim halindeki kullanıcı için ürün iletişimi, satın almaya yakın kullanıcı için ise promosyonlar gibi daha güçlü etkileşim yöntemleri benimseyebiliriz. Hatta Şahin bir vakada sadece içerik başlıklarını değiştirerek dönüşüm oranlarını, kalite puanlarını, ortalama pozisyonu artırdıklarından ve tık maliyetlerini düşürdüklerinden bahsetti.
  • Reklamlara yatırım yapıyorken kullanıcıları tiplerinin küçük gruplara ayrılarak segmente edilmesi ve her gruba yönelik ayrı reklam kampanyaları oluşturmak da ROAS oranlarını olumlu etkiliyormuş.
  • Google Alışveriş sonuçlarında yer almak istediğimiz ürünü seçemediğimiz için cep telefonu gibi jenerik aramalarda tercih etmediğimiz ürünün yer almaması için ürün adlarını negatif kelime olarak seçebiliriz.
  • Dönüşüm oranlarını iyileştirmek için 7 günlük veri sunan Kohort Analizi ve Attribution Modelleme gibi yöntemlerden de faydalanmalıyız.

Sunum:

Küçük SEO dokunuşları ile büyük işler başarın!

Sektörün en otoriter ödüllerinden olan MENA Search Awards’ta, ‘Young Search Personality’ ödülüne layık görülen ve Zeo Agency’de SEO direktörlüğü yapan Mehmet Aktuğ, Zeo’nun kuruluş hikayesinden yola çıkarak start-up’ların izleyebileceği SEO stratejileri konusunda güzel bir sunum gerçekleştirdi. Kuruluş aşamasında bir şirketiniz varsa aşağıdaki önerileri dikkate almanızda fayda var:

  • Şirketin doğuş aşamasında aklımızda pek çok plan oluşabilir. Ancak öncelikle pazarlamaya, ardından ürüne önem vermeliyiz.
  • SEO’nun mu yoksa PPC’nin mi bizim için yüksek getiri sağlayacağını belirleyerek yatırımlarımıza başlamalıyız.
  • Kullanıcıya sunduğumuz içeriği optimize etmeliyiz. Blog açmalı, anahtar kelime analizleri yapmalı ve kategorilerimizi çeşitlendirmeliyiz. İçeriklerimiz kullanıcıların tüm sorularına yanıt vermeli ve paylaşılabilir nitelikte olmalı. Hedef kitlemize ilerlerken kendimize şu soruları sormalıyız: sunduğum içerik hedef kitleme hitap ediyor mu? Sayfalarım kullanıcıların sorgusuna yanıt veriyor mu?
  • Title, meta description gibi on-page SEO elementlerine dikkat etmeliyiz. Schema işaretlemeleri ve yapılandırılmış veri ile içeriğimizi teknik anlamda geliştirmeliyiz.
  • Mobil site versiyonun önemini anlatırken Mehmet, responsive site yapısının başlangıç aşamasında çok daha verimli olabileceğini söyledi.
  • Crawl bütçesini verimli kullanmalı ve sayfalarımızı botlara görünür kılmalıyız.
  • Anahtar kelime analizleri yaparken tek bir anahtar kelime hedeflemek yerine semantik olarak birbiri ile bağlantılı anahtar kelimeler seçmeliyiz ve burada mümkün olduğunca büyük veri barındırmalıyız. Bunu yapmak için Deepcrawl, SEOmonitor ve Ahrefs gibi araçlardan faydalanabiliriz.

Sunum:

Bütünsel yaklaşımla SEO nasıl yapılır?

SEM bünyesinde SEO Direktörü olarak yer alan Serbay Arda Ayzit, SEO’da Holistik Yaklaşım konulu sunumu ile bizlerin bakış açısını değiştirdi. Rakip kelimesini: “Sizden bir şey çalan web siteleri ya da markalardır. Bu web trafiği, pazar payı veya kazanç olabilir.” şeklinde tanımlayan Serbay, SEO’ya bütünsel yaklaşımla büyük farklar yaratmak konusundaki tecrübelerden derlediğimiz notlar şu şekilde:

  • Google yaptığı güncellemelerle bizleri daha yaratıcı olmaya zorluyor.
  • Rakiplerimizi inceleyip hangi kelimelerden trafik alıyorlar nerelerde güçlüler bunları kelime analizi yaparken dikkate almalıyız. Google Suggestion kullanmak kelime analizinde ön plana çıkan bir yapıdır.
  • Anahtar kelime analizi ya da etiket gruplaması yaparken kullanıcının eğilimini ve isteklerini anlamak oldukça önemli.
  • Etiket gruplarındaki rakiplere odaklanmalı ve bunları gruplayarak içerik siteleri nasıl çalışacağımıza karar verebiliriz. Medya planlamanın bu aşamasında URL bazlı reklam da verilebilir.
  • Marka kelimesinde en çok çıkan siteler özellikle haber siteleri PR için bize bir fırsat yaratabilir.
  • Elimizde topladığımız büyük veriden doğru çıkarımlar yapabilmeliyiz.
  • Getstat rakiplerimiz ve kelimelerini gün bazlı takip edebilmemiz açısından oldukça verimli bir araç.
  • Son olarak, Serbay THY Gotham City sayfası için örnek vererek; markaya SEO tarafında yapılan iş doğru aktarıldığı takdirde, markanın yapacağı her reklam çalışmasının bir link fırsatı yaratabileceğini vurguladı.

Sunum:

Hızınızı neler kesiyor, farkında mısınız?

eBay Türkiye’de SEO Yöneticisi olan Ümit Yılmaz, “Site Hızını İyileştirmek” konulu teknik ve oldukça bilgilendirici bir sunum gerçekleştirdi. “Özellikle e-ticaret sitelerinde site hızınız, müşteri sadakatinde etkileyici rol oynayabilir.” sözü ile site hızının e-ticaretteki öneminin altını çizen Ümit’in sunumundaki dikkat çekici kısımlar:

  • Mobil ve desktop site hızı bizler için büyük önem arz ediyor. Kullanıcıların %40’ı 3 saniye içinde yüklenmeyen sayfalardan ayrılıyor. Bu da bounce rate oranlarımızı etkilemekle beraber dolaylı yoldan “geri gelen ziyaretçi” sayımızı da etkiliyor. Neticede kimse kötü deneyim yaşadığı bir siteye dönmek istemez.
  • Google Chrome tarayıcısının geliştirici aracını kullanarak site hızını ve bir sitenin ilk yüklenme hızını derinlemesine anlamak mümkün.
  • Araçta Dom Content Load metriği olarak verilen değer, sitenin ilk yüklenmeye başlaması ile beraber sadece HTML kodların yukarıdan aşağıya olarak okunma süresinin tamamlanma değeridir.
  • Site hızında dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli konu ise kullanıcının siteye ilk girdiğinde ilk gördüğü alana (Above The Fold) ait görseldir. Bu görsel sitedeki diğer görseller ile beraber muhakkak optimize edilmelidir. İlk açılış hızını yüksek tutmak adına bu görselin optimize edilmesi ayrı bir önem taşımaktadır.
  • Kullanıcının ekranda gördüğü alanlarda ise Lazy Load (yavaş yükleme) yapılmaması gerektiği vurgulandı.
  • Kaynak kod içerisindeki üçüncü parti kodlar kesinlikle incelenmeli. Eğer kullanılmayan işlevsiz kodlar var ise kaldırılmalıdır.
  • Botların sayfaya geldiklerinde yaptıkları istek sayısı azaltılmalı, sayfa boyutları en aza indirilmelidir. Google Search Console üzerindeki yeşil grafik ile beraber botların sitenizde yaptığı istek sayısını takip edebilirsiniz.
  • Satır içi kod yazımı istek sayısını azaltacaktır ancak satır sayısını arttıracağından sayfadaki dom içeriğin boyutunu büyütebilir. Burada ihtiyacımıza göre bir karar almamız en doğrusu olacaktır.
  • Metin sıkıştırmalarında Gzip yerine bu konuda daha verimli olan Google ürünü Brotli sıkıştırma yönetimini tercih edebilirsiniz. Linkedin bu yöntemi kullananlar arasındaymış.
  • HSTS güvenlik yapısını kullanarak sitemize gelen tüm trafiği HTTPs olarak kullanıcıya tarayıcı üzerinden sunabiliriz. Aynı zamanda geçici yönlendirme metodlarından biri olan 307 yönlendirmesi de Google tarafından tanınan geçerli bir site içi yönlendirme metodudur. Kullanılması öneriliyor.

Sunum:

SEO projelerini doğru yönetiyor musunuz?

n11.com’da SEO Yöneticisi pozisyonunda görev alan Uğur Eskici ise konuşmasında SEO yöneticisi olanlara ve yönetici olmayı hedefleyenlere altın değerinde önerilerde bulundu. Anlattıklarının sadece SEO süreçlerinde değil, tüm projelerde uygulanabileceğini düşünüyoruz. Konuşmasından öğrendiklerimiz şu şekilde:

  • Projeler bir sorundan dolayı ortaya çıkıyor ve riskler nedeniyle aşamalara ayrılıyor.
  • Her projede olduğu gibi SEO sürecinde de takım çalışması oldukça önemli.
  • Projelerde risk yönetimini iyi yapmalı ve ekstra maliyet ve sorunları öngörmeliyiz. Sorumluluk ataması, işin doğru dağıtılması ve kontrol sürecini doğru yönetirsek aşamalı olgunlaşma (progressive eloboration) ile başarıya ulaşabiliriz. Proje başlangıcında bir düşünce haritası oluşturmalı, analiz ve detaylandırma ile yol haritamızı belirlemeliyiz.
  • Proje aşamalarında kısa süreli işler için sıralama ilişkisi (overlapping) ve uzun vadeli işlerde belirsizlikleri ortadan kaldırmak için için tekrarlama ilişkisi (iterative) kurabiliriz.
  • Kapsam yönetimini doğru yapmalıyız. Kapsam sonradan değiştirdiğinde proje seyri değişebilir maliyet artabilir. Bu nedenle en başında kapsamı iyi belirlenmeliyiz.
  • Yürütme sürecinde ise değişik taleplerine (change request) sık yer vermemeli ve değişiklik kabulü için gerekirse üst yönetime danışmalıyız.
  • Yapılması gereken çok fazla iş olduğunda hangi işi önceliklendirmemiz gerektiğini belirleyebilmek için iç verimlilik oranını (IVO) tespit edebiliriz.
  • Nitel ve nicel analizlerle projenin gidişatını sürekli takip etmeliyiz.
  • Tecrübelerimizi dokümante edip sorunların tekrar gerçekleşmesinin önüne geçmeliyiz.
  • Projenin bitiş aşamasında nitel ve nicel değerlendirme yapmalı ve ekip üyelerinin motivasyonu için kutlama yapmalıyız.

Sunum:

Mobil öncelikli indekslemeye hazır mıyız?

Uluslararası SEO danışmanı olan ve Deepcrawl şirketinin danışman kurulunda yer alan İlyas Teker ikinci gün oturumlarında mobil SEO konulu keyifli sunumu ile yer aldı. “En Çok Linklenen 1 Milyon Sayfa” üzerinde gerçekleştirdiği büyük veri analizi neticesinde aktardığı bilgilerden öne çıkanlar:

  • Mobile First Indexing artık gelmek üzere değil, geldi. Siteler parça parça etkilenmeye başladı.
  • Responsive, Dynamic ve ayrı mobil site (m.example.com) şeklindeki mobil site türleri arasında şuan Responsive tasarım en iyi çalışan model.
  • Her sayfanın mobil karşılığı muhakkak olmalı. Masaüstü sitede yer alan her şey mobil sitede de yer almalı.
  • AMP yapısına uyarlanabilecek sayfalarımızı unutmayalım.
  • HTTPs geçişinin doğru bir şekilde yapıldığından emin olunmalı.
  • Canonical etiketleri doğru bir şekilde mobil ve masaüstü versiyonlara eklenmiş olmalıdır.
  • Mobil ve Masaüstü versiyonlar arasında title ve description uyumu tam eşleşmeli.
  • 3xx yönlendirmelerinin ve 404 hatalarının sıklığına bakarak bunları muhakkak en aza indirgemeliyiz. Özellikle, 404 sayfalarına anında müdahale edilmezse site içi ve site dışı linkler belirli sayıya ulaştığında geç olabilir.
  • Mobil site hızı oldukça önemli, AMP ve PWA gibi teknolojiler değerlendirilmesi gereken konular olarak karşımıza çıkmakta. Mobil site hızı test aracını kullanarak ilk adımda yapılması gerekenleri kolayca tespit edebiliyoruz.
  • Belirli bir kelime üzerinden içerik üretimini şekillendirmeliyiz.

Sunum:

Saç saç paraları outbound pazarlamayla...

Katılımcılar gün sonunda çok fazla yeni bilgiyle beyinlerini doldurmuş, yorgun bir şekilde programın son oturumuna girerken 42 binden fazla kullanıcısı olan FindThatLead’in kurucusu Gerard Compte, enerjisi ile tüm salonu canlandırdı. Sunumunda hepimizi ayağa kaldırıp sorular soran ve getirdiği sahte paraları havaya saçan Gerard, şu ana kadar sahnede gördüğümüz en ilginç kapanış konuşmalarından birisini gerçekleştirdi. Growth hacking ve outbound pazarlama konusu üzerine yaptığı interaktif konuşmasında şu noktalar üzerinde durdu:

  • Başarılı olmak için yeni müşteriler kazanmalı, iyi ürüne sahip olmalı ve ürünümüzü toplumun yararına sunmalıyız.
  • Kısa sürede en yüksek performansı elde etmek (growth hacking) ve başarılı site dışı pazarlaması (outbound marketing) gerçekleştirmek için B2B satışlara odaklanmalı, satış çemberlerini daraltmalı ve hedefimize nokta atışı yapmalıyız.
  • Cold e-mail, yani tanımadığımız kişilere pazarlama amaçlı e-posta gönderirken dikkat etmemiz gereken 4 unsur bulunuyor. Öncelikle mesajımız eğlenceli olmalı. İkincisi, uzun mesajlar ile okuyucuyu yormamalı, olabildiğince kısa ve direkt mesajlar oluşturmalıyız. Üçüncüsü, mesajın gelişme bölümünde karşımızdaki kişi ile duygusal bağ kurabilmeli ve harekete geçirmeliyiz. Son olarak e-posta imzamız içerisinde hedef kitlemizin ilgisini çekecek şekilde içeriklerimize linkleme yapmalıyız.
  • Kitle kazanmak için alanımız ve sektörümüz ile ilgili sosyal medya grupları oluşturmalı, diğer gruplarda da aktif olmalıyız. Bu sayede kullanıcılara bildirimler göndererek kendimizi tanıtabiliriz.

Sunum:

Gerard’ın sunumunun bitmesi ile oldukça verimli geçen iki günü de sonlandırmış olduk. Konferansta yaşananları ve edindiğimiz bilgileri paylaştığımız haylice uzun yazımıza vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Umuyoruz sizler için verimli bir yazı olmuştur. Dijital pazarlama alanı ile ilgilenen yakınlarınızla yazımızı paylaşarak bilgilerin daha fazla kişiye ulaşmasına yardımcı olabilirsiniz. Konferans hakkındaki görüşlere #digitalzone hashtag’i üzerinden ulaşabilirsiniz. Seneye gerçekleşecek Digitalzone’u şimdiden sabırsızlıkla bekliyoruz. Etkinliğin parçası olan herkese sonsuz teşekkürler!