Deniz Çınar
  , Sektörden & ZEO'dan Haberler

26 Oca 2022


2013 yılından beri her yıl düzenlediğimiz Doğu Avrupa ve MENA’nın en büyük dijital pazarlama konferansı Digitalzone, 2021 yılında da dopdolu bir programla gerçekleşti.

Dünyaca ünlü alanında uzman isimlerin gerçekleştirdiği sunumlarla SEO, PPC, İçerik Pazarlaması ve Veri Analizi gibi konulara derinlemesine odaklanırken, etkinliğimizin online olmasıyla birlikte dünyanın pek çok farklı yerinden binlerce dijital pazarlama profesyoneli ile buluşmanın heyecanını yaşadık. 

2 gün süren etkinliğimizde gerçekleşen eğitimlerin özetlerini bulacağınız bu içeriğimizin sizler için faydalı bir kaynak olmasını diliyoruz. 

Aşağıda yer alan akıştan istediğiniz isme tıklayarak okumak istediğiniz bölüme gidebilirsiniz. Eğitim kayıtlarını izlemek isterseniz, ilgili videoları da her bölümün sonunda görebilirsiniz.

Bu içeriğin hazırlanmasında ve bölümlerin yazılmasında desteklerinden dolayı Elif Naz Akan, Ezgi Gülsen Yaylı, Gökçe Yeşilbaş, Gökhan Ercan, Hakan Özkan, Hande Parmaksız, Melissa Şafak, Okan Acar, Samet Özsüleyman ve Sinem Bakır'a çok teşekkür ederim. 

Keyifli okumalar! 

Aleyda Solis  / E-ticarette Online Mağazanızı Büyütmek: SEO'da Yapılması ve Yapılmaması Gerekenler

Kişiselleştirilmiş ve stratejik SEO uygulamaları ve eğitimleri ile uluslararası bir SEO danışmanı olan Aleyda Solis, çalışmalarına kurucusu olduğu Orainti’de devam ediyor. Organik arama büyümesine yönelik derinlemesine ve ölçeklenebilir bir yaklaşım gösteren Aleyda, ‘‘Top E-Commerce SEO Do's & Dont's to Grow your Online Shop’’ başlıklı sunumuyla Digitalzone21’de bizimleydi.

Aleyda, sunumunda e-ticaret sitelerinin büyümesi için yapılması ve yapılmaması gereken önemli SEO pratiklerini paylaştı. Öne çıkan detaylar ise şöyleydi:

  • Dünyadaki en büyük e-ticaret siteleri göre organik trafiği, direkt trafikten sonra en çok trafik getiren kanal olarak görüyor ve bu durumu sağlayabilmek için altyapılarını optimize ediyorlar.

  • SEO açısından karışık kategoriler, aynı ürünlerin diğer e-ticaret sitelerinde de bulunması, değişen URL yapısı ve yüksek hacimli birçok web sayfasının bulunması gibi durumlar e-ticaret siteleri arasında rekabeti etkiliyor. Bu noktada çeşitli tarama bütçesi sorunları, iç linklenme problemleri, duplike veya zayıf içerikler gibi durumlar oluştuğundan bahseden Aleyda; bu tip durumların SEO danışmanları açısından yeteneklerini ortaya çıkaracak fırsatlar olarak değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

  • E-ticaret sitelerinin SEO çalışmaları için yapılması gereken ilk madde olarak; trafik potansiyeli olan alt kategori sayfalarının veya filtreleme sayfalarının indekslenmesi ve bu sayfaların iç linkleme açısından güçlendirilmesi gerekiyor. Varsayılan olarak birçok e-ticaret sitesinin bu sayfaları indekslenmediğini belirten Aleyda dolayısıyla burada önemli bir fırsatı kaçırdıklarını da ekledi.

  • İyi bir pozisyon kazanamayacak olan ve cannibalization sorunlarına yol açacak olan site içi arama sonuçlarının indekse açılmaması da kritik başlıklar arasında. Eğer site içi arama sonuçları yanlışlıkla veya yanlış bir kurguyla açıldıysa bu sayfaların kategori veya alt kategori sayfalarına 301 ile yönlendirilmesi gerekiyor.

  • E-ticaret siteleri için önemli olan kategorilerin, iyi bir içerikle beslenmesi gerekiyor. Bu içeriklerin de kullanıcının niyetine uygun, e-ticaret niyetiyle (commercial & transactional intent) açıklayıcı bir şekilde yazılması önemli.

  • Yapılması gerekenlerden bir diğer uygulama da trafik potansiyeli olan ve birçok backlinke sahip sayfaları, server tarafından uygulanacak çeşitli kurallar ile birlikte olası 404 sorunlarına karşı korumak. Bu kuralları uygularken 302 yönlendirmenin çok anlamlı olmadığını ekleyen Aleyda, böylelikle çeşitli tarama bütçesi sorunlarına karşı da bir optimizasyon yapılabileceğini dile getirdi.

  • Kullanıcıların sadece direkt olarak ürünleri aramadığını, ürünleri öncelikle araştırdıklarını, benzer ürünlerle karşılaştırdıklarını, çeşitli model & özellik farklılıklarını da aradıklarını belirten Aleyda, e-ticaret sitelerinin bu niyete uygun bir web mimarisi, sayfa çeşitleri oluşturmaları gerektiğini belirtti. Kullanıcının, bu satın alma yolculuğundaki fırsatları bulması açısından yapılacak en önemli çalışmaların başında ise anahtar kelime araştırması ve içerik optimizasyonları geliyor.

Arnout Hellemans / SEO için Google Analytics ve Diğer Ücretsiz Araçlar

Digitalzone 2021 konuşmacılarından Arnout Hellemans, markaların Google Analytics ve diğer veri noktalarını kullanarak online aktivitelerinden nasıl en iyi faydayı sağlayabilecekleri üzerine çalışıyor. OnlineMarkethink.com web sitesinden çalışmalarını takip edebileceğiniz Arnout Digitalzone sunumunda, Google Analytics verilerini SEO’da nasıl kullanabiliriz ve bu verilerden neler anlamalıyız gibi başlıklar altında önemli bilgiler aktardı.

Sunumdan öne çıkanları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Google Analytics’te en önemli gördüğü raporları şu şekilde açıklıyor:

- Referral Traffic

- Source/medium raporundaki 404 sayfaları

- Google Discover trafiği

  • Referral Traffic üzerinden gelen ziyaretçi kaynaklarıyla genelde ilgilenilmiyor. Ancak referral (yönlendirme) kaynaktan gelen trafiğin yeni bir backlink kazandığınız anlamını taşıdığını unutmamalısınız.

  • Referral traffic kanalı içerisinde birçok arama motorundan gelen trafikler de yer alabiliyor. Bu arama motorlarından gelen ziyaretçi verilerini organik trafik kanalı verilerine aktarabilirseniz organik kanaldaki büyümenizi daha fazla gösterebilirsiniz. Petalsearch gibi yeni arama motorları Analytics raporlarında sayı olarak az olarak görünse bile toplam olarak bakıldığında kayda değer bir trafiğe denk gelebiliyor:

  • 404 ya da 410 gibi statu kodlu sayfalarınızın <title> öğesinde “Sayfa bulunamadı” gibi bilgilerin yazması önemlidir. Bu sayfalarınızı PPC, sosyal ağ ya da diğer kaynaklardan gelip gelmediğini de analiz edebilirsiniz. Burada 404 statu kodlu sayfalarınızı 301 ile alakalı sayfalara yönlendirebilirsiniz. PPC kanallarından verilen reklamlardan (Facebook, Twitter ya da Google Ads) hangi URL’lerin 404’e düştüğünü kontrol ederek bütçenizin boşa harcanmamasını da sağlayabilirsiniz.

  • Google’ın varsayılan arama motorları listesini şurada bulabilirsiniz. Referral trafik raporunda yer alan yeni arama motorları burada görünmediği için organik trafiğiniz normalden daha az görünebilir. Bunu düzeltmek için Google Analytics ayarlarından düzenleme yapmanız gerekmekte ve istediğiniz arama motorunu alakalı kısımdan tanımlamanız gerekmektedir. Oluşturacağınız bu yeni filtreyle beraber referral kanalda yer alan arama motorları artık organik kanal verileri altında sayılmaya başlanacaktır:

  • ''Full referral path” ile ek bir boyut ekleyerek Discover trafiğini anlamlandırabilirsiniz. Direkt trafik altında detaylı incelediğimiz, yönlendiren kaynakları tespit edebilirsiniz. Ek bir dimension ile raporda “android-app//” gibi kaynakları görerek direkt trafiğin bir kısmını düzeltebilirsiniz. Android-app isimli session kaynağının aslında Android cihazlarda ana ekranda bulunan arama kısmından yapılan aramaları içerdiğini unutmamalısınız:

  • Android cihazlardan gelen bu trafiği Analytics hesabınız üzerinden ayarlayarak direkt kanaldan organik kanala yönlendirebilirsiniz. Daha fazla işlem için kaynak sayfasını inceleyebilirsiniz:

  • Google Search Console verilerini daha detaylı analiz etmek için SearchAnalytics for Sheets eklentisini kullanabilirsiniz. Çok büyük siteler için veri çekmekte zorlanabilirsiniz. API’ya gerek duymaması ile daha az trafikli sitelerde rahatlıkla kullanabileceğiniz bir eklenti.

  • Bing’in pazar payı her ne kadar küçük olsa bile Bing Webmaster Tools yardımıyla siteniz hakkında backlinks, response codes gibi daha fazla bilgi elde edebilirsiniz. Ayrıca backlink analizi yaparken rakip sitelerin durumunu da ücretsiz bir şekilde karşılaştırabilirsiniz.

  • Spam trafiği engellemek içincihaz özellikleri ya da IP aralıkları gibi metrikleri kontrol edebilirsiniz. Ayrıca loglarınızı da inceleyebilirsiniz. Çok fazla spam aldığınız durumlarda da endişelenmeyin, filtreler oluşturarak bu durumların önüne geçebilirsiniz.

Bill Slawski / Gerçek Hayatta Google

SEO kariyerine 1996 yılında başlayan Bill Slawski, bugün Go Fish Digital’de SEO Direktörü olarak görev yapıyor. Arama motorları ve patentler hakkında blogunda da düzenli olarak yazılar paylaşan Bill, Digitalzone kapsamında ‘‘Google IRL’’ başlıklı sunumuyla bizimleydi. 

Google’ın gerçek hayattaki karşılıklarını örneklerle açıklayan Bill’in sunumundan önce çıkan başlıklar şu şekilde:

  • Google’ın artık sadece webi değil gerçek hayatı da indekslediğini belirten Bill bunu üç ana başlık altında açıklıyor: brand penetration (markanın belli bir pazar yoğunluğu içindeki popülaritesi),  recognizing entities (girdilerin, varlıkların tanımlanması) ve lokasyon geçmişi.

  • Brand penetration için Google markaları coğrafi lokasyonlarla bağlıyor. Google Lens logoları ve barkodları tanıyabiliyor. Aynı zamanda Google Street View de sokakları, araçları, markaları yani gerçek hayatı indeksliyor. 360 derece çekimlerle mağazalar da olmak üzere arka plandaki birçok şeyin görüntüsünü alıyor. Burada marka bilgileri lokasyonla eşleşiyor. Bu şekilde hangi bölgede neler daha çok satılıyor ya da satılmıyor görmek mümkün oluyor. Bu,Google botlarının web sayfalarını taramasının çok daha ötesinde bir durum.

  • Google internete EXIF data ile yüklenen görselleri tarayarak nerede ve ne zaman çekildiklerini görebiliyor. Bu durum görsel kütüphaneler, Street View görselleri ve lokasyon bazlı hedeflenmiş reklamlar için geçerli. 

  • Google, optik karakter tanıma kullanarak görsellerdeki metinleri ve objeleri tanıyabiliyor. Google’da tersine görsel arama (Google Reverse Image Search) yaptığınızda, üzerinde metin yazan birçok görselle karşılaşıyorsunuz ve bu metinler de çoğunlukla yaptığınız arama ile ilgili oluyor.

  • Google hem dünyadan hem de internete yüklenen fotoğraflardan öğreniyor. Objelerin şekillerini çıkartıyor, belirli nesneler için templateler toplayarak bu templateleri görsellerdeki objeleri hızlı bir şekilde tanımak için kullanıyor. Var olan bilgi grafiklerini görsellerden öğrendikleriyle arama sorguları için zenginleştiriyor.

  • Google görsellerdeki farklı varlıkları (ana objeleri) ve ek ögeleri okurken aynı zamanda aralarındaki ilişkiye dair de bilgi topluyor.

 

  • Google nerede olduğumuzu biliyor ve bu lokasyonlara göre aksiyon alabiliyor. Google’ın lokasyon üzerinden kullanıcılarıyla kurduğu ilişkiler de gerçek hayatta Google etkilerini en bariz hissettiğimiz alanlardan birisi. 

  • Google’ın sürücülere anlık trafik yoğunluğu verisi aktaran ZipDash firmasını satın alması da lokasyon bazlı çalışmalar için attığı adımlardan biriydi. Google artık bir yere giderken bizlere yollardaki durumu göstererek ne kadar hızlı ya da yavaş gittiğimizi biliyor. 

  • Google ile lokasyon üzerinden kurduğumuz gerçek hayat ilişkilerini; gideceğimiz işletmenin yoğun olup olmadığını görmek, belki ziyaret edeceğimiz turistik bir yerde en fotojenik alanlar konusunda öneri almak gibi pek çok noktada örneklendirmek mümkün.

Greg Gifford - 2022'de Yerel Aramalarda Nasıl Daha İyi Sıralanabilirsiniz?

Özellikle film sahnelerine yer verdiği eğlenceli sunumlarını daha önce BrightonSEO’da da birçok kez izleme fırsatı bulduğumuz Greg Gifford, bu sene ilk defa Digitalzone’da bizimle birlikteydi. Kendisini “Local SEO Nerd” olarak tanımlayan Greg, aynı zamanda SearchLab’in yöneticilerinden biri. Greg sunumunda 2022'de yerel aramalarda daha üst sıralarda yer almak isteyenler için çeşitli ipuçları veriyor.

  • Greg, öncelikle Google'ın en basit haliyle bir örüntü tanıma aracı (pattern detection tool) olarak çalıştığını anlattı. Buna göre Google, basitçe web sitelerini kullanıcı aramalarıyla en iyi şekilde eşleştirmeye çalışıyor. Biraz kullanıcı deneyimi konusuna da giriş yapmış oldu burada aslında.

  • Covid döneminde müşteri davranışlarının tamamen online tarafa kaydığını gördük ve yapılan araştırmalar bunun geçici bir trend olmadığını net bir şekilde gösterdi. Standart aramalar ile kıyaslandığında, yerel aramalarda aramanın yapıldığı konumun fiziksel işletmeye yakınlığı da oldukça önemli.

  • Greg'e göre, yerel arama söz konusu olduğunda en önemli sıralama faktörleri sitedeki içerik kalitesi, sitenin teknik ve on-page tarafta nasıl optimize edildiği, sitenin elde ettiği backlink’ler, müşteri yorumları ve Google My Business ayarları. 

  • Bir arama teriminin yerel amaçlı olup olmadığını anlamlandırmak için, basit bir Google araması yapmak yeterli olabilir. Eğer bir arama terimine ait ilk iki veya üç sonuç Map Pack’e aitse, bu sorguda listelenebilmek için mutlaka lokal SEO çalışmaları yapmak gerekiyor.

  • Page Experience güncellemesinden sonra genel sıralama faktörlerinde nasıl değişiklikler olduğunu anlatan Greg, Core Web Vitals ve önemini gözden geçirdi. Greg ayrıca kullanıcı deneyimi sinyallerinden de bahsetti.

  • Yapılan araştırmalar, Covid-19 pandemisi şartları nedeniyle tüm dünyada insanların arama yaparken yakınlık, hijyen ve fiziksel mesafe konularına daha fazla önem vermeye başladığını ortaya çıkardı. Bu doğrultuda, web sitelerinde bu tür ayrıntılara mutlaka yer verilmesi gerekiyor. Bunlara örnek olarak Covid’e karşı alınan güvenlik önlemleri veya yaşlılar için ayrılmış alışveriş saatleri vb. gibi ögeler sayılabilir.

  • Bir içeriğin okunabilirlik konusunda problemli olup olmadığını veya yalnızca pazarlama bakış açısıyla yazılmış olup olmadığını görmek için yüksek sesle bir başkasına okutabilirsiniz.

  • Yerel sorgulara yönelik optimizasyonlar sırasında, meta tag’lerden nasıl faydalanabileceğiniz Greg’in üzerinde durduğu başlıklar arasında yer aldı. Ayrıca yerel arama sorgularında sıralanmak için diğer yerel sitelerden gelen bağlantıların (backlink) standart aramalar ile kıyaslandığında çok daha değerli olduğuna da dikkat çekti.

  • Müşterilerden olumlu yorum almak için yöntemler paylaşan Greg, olumlu ya da olumsuz her yoruma yanıt verilmesi gerektiğini vurguladı.

  • Greg, her işletmenin gerçek web sayfasının artık Google My Business girişi olduğunu ve herkesin My Business sayfasını en iyi şekilde düzenlemesi gerektiğini söyledi. Buna, her değişiklik yapıldığında düzeltilmesi gereken güncel çalışma saatleri ve fiziksel mağazanın profesyonel çekilmiş görüntüleri gibi konular da dahil. Greg aynı zamanda Google My Business'taki sorular ve cevaplardan en iyi şekilde nasıl faydalanabileceğimizi de detayları ile anlattı.

Izzi Smith / İleri Seviye Core Web Vitals İncelemeleri

Avrupa'nın en hızlı büyüyen teknoloji şirketleri arasında yer alan Ryte'da teknik SEO takım lideri olarak görevini sürdüren Izzi Smith, tüm SEO camiasının yakından takip ettiği bir isim. Kendini SEO'ya adayan Izzi, Digitazone 2021 konuşmacıları arasında yer alarak Core Web Vitals araştırmalarının yer aldığı "Advanced Core Web Vital Investigations" sunumunu gerçekleştirdi. Core Web Vitals tanımından, Core Web Vitals'ın en ince detaylarına kadar oldukça faydalı bilgiler paylaşan Izzi'nin sunumunda öne çıkan başlıklar ise aşağıdaki gibiydi:

  • Sayfa deneyimi raporları organik trafiğin geliştirilmesi ve sadık kitlenin oluşturulması için oldukça önemli. Izzi, konuşmasında sayfa deneyimi raporları arasından Core Web Vitals metriklerini vurguladı. LCP, FID ve CLS gibi başlıca Core Web Vitals metriklerinin tanımlarından bahsettikten sonra bu metrikleri nasıl geliştirebileceğimize ve Core Web Vitals ile kendisinin gerçekleştirdiği bazı araştırma sonuçlarından bahsetti.

  • Sistrix çalışmalarına göre Core Web Vitals verileri tamamıyla ölçülebilir sıralama faktörleri arasında yer alıyor ve bu metriklerin iyileştirilmesi yalnızca kullanıcı deneyimi değil, bounce rate, dönüşüm oranları vb. çok sayıda önemli faktörü de olumlu yönde etkiliyor.

  • Izzi, Core Web Vitals sorunlarının ne kadar yaygın olduğu konusunda bir araştırma ortaya çıkartarak incelediği domainlerin çok büyük bir kısmında Core Web Vitals hatasına rastladığını belirtti. Ayrıca Core Web Vitals hatalarını URL bazında değil domain bazında gerçekleştirdiğini, bu şekilde büyük resmi görebildiğini söyledi.

  • Çalışmasında Avusturya, Almanya ve İsviçre'nin en önemli e-ticaret sitelerini İngiltere'deki siteler ile Core Web Vitals metrikleri bakımından karşılaştırarak önemli sonuçlar ortaya çıkartıyor. Bunların başında: İngiltere'de hiçbir web sitesinin mobil cihazlarda Core Web Vitals tarafında iyi performans göstermediği sonucu ortaya çıkıyor.

  • Izzi, sunumunda çok sayıda 3rd party kaynak kullanımının critical rendering path’i etkileyeceğini belirtti. Bu yüzden öncelikle bu 3rd party kaynakların sayfada bir etkisi olup olmadığını belirlemeli, gereksiz ise 3rd party scriptleri sayfadan kaldırmalısınız. Izzi ayrıca, kritik olmayan kodlar için async ve defer işaretlemelerinin kullanılabileceğini vurguladı.

  • Javascript ve CSS dosyaları site hızı performansında önemli ölçüde etkili olabiliyor. Çok sayıda Javascript ve CSS dosyası barındıran siteler için sayfa açılış hızı yavaşlıyor bu da kullanıcı deneyimini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Izzi sunumunda Javascript ve CSS dosyalarını birleştirmenin (bundling) istek sayısını azaltarak yükü azaltacağını belirtti. Ancak birleştirilen JS veya CSS dosyalarının boyutu büyüdüğü için bu dosyalar tarayıcı için yük oluşturabiliyor. Bu yüzden dosyaların mantıklı bir şekilde ayrıştırılmasının (splitting) kritik dosyaların yüklenmesinde daha avantajlı olacağından bahsediyor.

  • Izzi, en çok karşılaştığı hataların görseller ile ilgili olduğunu belirtti ve görsel sıkıştırmasının, en boy detaylarının belirlenmesinin, lazy load kullanımının önemine değindi. Ayrıca, görseller üzerinde gerçekleştirilen optimizasyonların site hızı performansına doğrudan etkisi olduğunu söyledi.

  • Izzi, kümülatif düzen kayması (CLS) skorunun sayfa deneyimini önemli ölçüde etkilediğini belirtti. Sayfada düzen kayması gerçekleşmemesi adına statik ögeler için spesifik alanlar tanımlanması gerekiyor. Diğer yüklenen elementlerin ise bu statik öğelerde herhangi bir kaymaya sebep olmamasına dikkat edilmeli. 

Jeff Sauer / Bütçenizi Artırmadan Daha Az Veriyle Performansınızı İyileştirmek 

Ölçümleme alanında workshoplar ve üniversitede eğitimler veren, Data Driven ve Jeffalytics’in kurucusu, 17 yıllık ödüllü dijital pazarlama deneyimi olan Jeff Sauer, Digitalzone’21 sahnesinde bizlerleydi. Neredeyse tüm şirketlerin yararlanabileceği bir sunumla belki de her gün aklımıza takılan sorulardan yola çıkarak ölçümleme sonuçlarımızı nasıl iyileştirebileceğimizi anlattı. Kimsenin çok fazla dataya ihtiyacı olmadığını savunan Jeff, 17 yıllık tecrübesinde kendisinin de veri konusunda kimi zaman çeşitli hatalar yaptığından ve kendini bu şekilde geliştirdiğinden bahsetti. 

  • Jeff’in tecrübelerinden yola çıkarak öğrendiği 3 madde

- Sahip olduğunuz veriden daha fazlasına ihtiyacınız yok.

- Eğer gösterdiği metodları kullanırsanız verilerinizi şirketiniz için bir güç veya kazanca dönüştürebilirsiniz.

- Eğer doğru framework’ü kullanırsanız veri odaklı bir strateji oluşturabilirsiniz.

Sunumdan öne çıkan başlıklar:

  • Eğer şirketiniz veriyi önemsemiyor veya platformlardaki farklı değişimler hakkında endişeleniyorsanız veyahut çok fazla teknik bilginizin olmadığını düşünüyorsanız, iOS 14 güncellemesiyle ilgili henüz ne yapacağınıza karar veremediyseniz bu gibi benzer soruların detaylarında boğulmak yerine size rehber olacak frameworkler ve stratejilerden yaralanabilirsiniz.
  • 10+ yıllık veri ile uğraşmanın ve öğretmenin sonucuyla Jeff’in geliştirdiği bu framework ile, her gün okuduğunuz 100 milyon dolarlık büyük şirketlerin analytics departmanlarının uyguladığı stratejileri kendi şirketinizde uygulayamadığınız için üzülüyorsanız belki de bu tekniklere ihtiyacınız olmadan kendi işletmeniz için bu basit framework’ü kullanabilirsiniz.

  • Eğer küçük bir işletmeniz varsa çok fazla dashboard ve analytics verisine ihtiyaç duymanıza gerek yok. Tek analytics aracınız gelirinizi ölçen banka hesabınız olabilir. Bu SOLO adımında sadece 1 ekip üyesi ve tek bir hedefe ihtiyacınız var. Bu hedef ise yeterince satış yapmak olabilir.
  • MICRO adımında pazarlama ekibinizin veya küçük bir ekibin yönetebileceği 2 veya 3 hedefiniz olabilir. Bunlar pazarlama hunisinin üstünde yer alan bilinirlik ve huninin alt kısmında yer alan lead toplama veya satış yapma olabilir.
  •  İşletmeniz büyüdükçe ve başarılar elde ettikçe AGILE olabilirsiniz. Süreçlerinizi geliştirip daha büyük bir ekip ile huninin tüm bölümlerine hitap etmeye başlayabilirsiniz.
  •  LEVERAGED adımında analytics konusunda uzman kişileri işe alabilirsiniz. Data science ekibi oluşturabilirsiniz. Birçok funnel ve birçok hedefe göre hareket edebilirsiniz.
  •  Big datanın büyük bir kuvvet olduğu LEADING EDGE adımında çok daha büyük şirketlerin uygulayabileceği deneysel testlerin de olduğu birçok hedef belirleyebilirsiniz.
  • Sonuç olarak şirketinizin büyüklüğü ve gelişmişliğine bağlı olarak veri stratejinizi belirleyebilirsiniz. Tüm leading edge tekniklerini uygulamanıza ve bu stratejiler hakkında endişelenmenize gerek yok.

Küçük veriyi kullanarak pazarlama sonuçlarınızı ikiye katlamak için kullanabileceğiniz 3 sır:

1) Big data bir mit. Çok fazla veri değil sadece doğru veri bu sonuçları almanızı sağlar. SMALL framework’üne uygun olarak hedeflerinize uygun datalara odaklanabilirsiniz. Örneğin eğer küçük bir işletmeyseniz birçok veri arasında kaybolmak yerine SOLO veya MICRO’yu kullanarak hedefleriniz çerçevesindeki dataları izleyebilirsiniz.

2) Stratejilerinizi geliştirmeden önce veri platformlarını çok iyi anlamanız gerekir. Çünkü geliştirme kısmı platformlarla değil sizinle ilgilidir. Google Ads, Facebook Ads gibi platformların size gösterdiği yöntemler her zaman karınızı maksimize etme amaçlı olmayabilir çünkü asıl amaçları kendi karlarını maksimize etmektir. Bu yüzden daha büyük bir pencereden platformlara bakmanız, anlamanız ve tamamiyle reklam sağlayıcı vendor’lara güvenmemeniz gerekir. Her zaman bu platformları nasıl geliştirebileceğiniz konusunda kendinizi eğitmeniz şart.

3) Profesyoneller bile kendilerine rehberlik etmesi için sadece kanıtlanmış framework’leri kullanır.

  • Küçük veri nerede olmaya ihtiyaç duyduğunuzu, neye odaklanmanız gerektiğini ve azla nasıl çok fazla şey yapabileceğinizi gösterir.
  • Jeff’in web sitesinde yer alan template’i doldurarak hızlıca hedeflerinizi belirleyebilir ve küçük veri ile raporlarınızı hazırlayabilirsiniz. 

  • Sunumda yer alan ACES template olarak adlandırılan kaynak size ROI tahminleyici, toplamak istediğiniz verilerde açıklık ve ilerlemenizi sağlayacak net bir strateji veya framework’ü sağlayacak.

Judith Lewis / Link İnşası ve Outreach Çalışmalarınızı Nasıl Önceliklendirebilirsiniz?

Digitalzone’21 konuşmacılarından Judith Lewis “How to Scale Your Link Building/Outreach Efforts?” sunumuyla site dışı link analizi ve link inşası üzerine birçok bilgi aktardı. 

Sunumdan öne çıkanları şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Kırık Linkleri Siteniz İçin Avantajlı Hale Getirin: Sitemize bizim isteğimiz dışında link veren birçok site var. Bu sitelerin düzenli aralıklarla kontrol edilerek hatalı, kırık link olanlarına e-posta göndererek sizi referans gösterdiği için teşekkür edebilir, linkin şu anda hatalı olduğunu ve düzeltip düzeltemeyeceklerini söyleyebilirsiniz. %2'lik bir geri dönüşüm oranı bile değerli sayfalardan alınan backlink sayısının artmasına, kırık linklerin sitenize fayda sağlayan bir hale gelmesine neden olabilir.

  • Rakip İncelemeleri Önemli: Rakiplerinizin sitelerini tararken karşılaştığınız kırık linkler de fırsata çevrilebilir. Eğer o sayfanın rakip siteden tamamen kalktığına eminseniz; Majestic, Ahrefs veya Semrush gibi araçlar yardımıyla, o sayfaya verilen linkleri tespit edebilirsiniz. Tespit ettiğiniz bu sayfaların site sahiplerine ulaşarak ikna edici bir dil ile bu konuda hazırladığınız harika bir kaynağınız olduğunu, mevcut kırık linkin bu kaynak ile değiştirilerek hedef kitlesine faydalı olabileceğini söyleyebilirsiniz. 

Judith bu noktada tüm rakiplerimize bu işlemi yapmanın etik olmadığından, bu işlemi muhakkak ilgili rakip siteden tamamen kaldırılan bir içerik olduğunda yapmamız gerektiğinin de altını çiziyor.

  • Backlink Sayısını Artırmak İçin Evergreen İçeriklerin Önemi: Backlink sayısını doğal olarak artırmanın en hızlı yolu, insanlara fayda sağlayan, link verilebilir evergreen içerikler üretmekten geçiyor. Düzenli olarak güncelleyebileceğiniz ve bir ihtiyaca çözüm üreten evergreen içerikler, farklı makaleler içerisinde uzun yıllar boyunca bahsedilmeye devam edebilir ve backlink sayınızı düzenli olarak artırabilir.

Evergreen içeriklerin link inşasında oldukça önemli olduğunu belirten Judith, sürdürülebilir bir link inşası için güncellenebilir evergreen içerik konularının tercih edilmesi gerektiğini de belirtiyor.

Evergreen içeriklerin kullanıcılar tarafından cazip hale gelebilmesi için benzersiz araştırmalar yapılması ve diğer içeriklerden ön plana çıkan bir faydaya sahip olması çok önemli. Bunu uygun fiyatlı anket araçları ile yapabileceğiniz gibi Google'ın Dataset Search aracını kullanarak içeriğinizi benzersiz hale getirecek gerçek verilere ulaşabilirsiniz.

  • Benzersiz İçeriklere Ulaşma Yöntemleri: Yazdığınız içeriğin benzeri olmayan bir araştırmayı içermesi için birçok farklı kaynak olduğunu belirten Judith, journorequest gibi Twitter hashtagleri veya HARO gibi platformların bu noktada içeriğinize eşsiz faydalar sağlayabileceğine değindi.

  • Eski Alan Adlarından Yararlanın: Farklı nedenlerden dolayı kapanmış, süresi dolmuş ve internetten varlıklarını silmiş ancak daha önce iyi linkler almış domainler tekrar canlandırılabilir. Bu domainlere Godaddy gibi platformların Auction kısmından teklifler verebilir, yine bu domainlerin içeriklerini farklı araçlar yardımı ile Wayback Machine üzerinden tekrar yükleyebilirsiniz.

  • Backlink Analizi İçin Farklı Araçlardan Yararlanın: Ahrefs, Semrush gibi araçlar ile bir sitenin backlink profilini rahatlıkla çıkartmak ve tüm aldığı linkleri görmek mümkün. Bu noktada her araçta farklı linkler görebilmeniz mümkün olduğundan tek bir araca bağlı kalmamak, kaçırabileceğiniz içerikler açısından çok önemli. Scrapebox gibi üçüncü parti araçlar ile bir site içerisinde iletişim kanallarını bulmak ve iletişim kurabilmek artık oldukça kolay.

  • İnfografik İçerikler: İnfografik çalışmalar link inşasında uzun vadeli iyi bir yatırım yapmanızı sağlayabilir. Ürettiğiniz infografik içerikler kullanıcıya sağladığı fayda ile sayfalarına link verilme potansiyelini artıracağı gibi, Flickr gibi platformlara yüklenen ve ücretsiz paylaşıma sunulan infografikler, kaynak gösterme zorunluluğu nedeniyle düzenli ve hızlı backlink almanızı sağlayabilir.

  • Görsel Aramalarından Yararlanın: Google görsel araması ile görsellerinizin kullanıldığı sayfaları tespit ederek kaynak göstermeleri de istenebilir. 

  • Kendi Ağınızı Oluşturun: Süresi dolmuş ancak hala link verilen domainleri alıp kendi sitenizdeki ilgili içeriğe doğru şekilde yönlendirme yapmak da uzun vadeli link inşası için faydalı olabilir.

 

Lexi Mills / PR SEO ile Dijitalde İtibar Yönetimi ve Pazarlama

Ödüllü dijital pazarlama uzmanı Lexi Mills Shift6’te CEO olarak görev yapıyor ve aynı zamanda The Future of Search Foundation’ın başkanlığını yürütüyor. Çalışmaları PR SEO alanına odaklanıyor ve duygusal zekanın da işin içine girdiği stratejiler üretiyor. Yapay zekanın getirdiği fırsatlar ve oluşan etik konuların yanı sıra  özellikle sağlık sektöründe algoritmalardan kaynaklı yanılgıların neden olduğu riskler de çalışmalarının özelleştiği başlıklar arasında. 

Digitalzone’21 kapsamında ‘‘Own the Whole Digital High Street’’ başlıklı sunumunda Lexi, PR SEO’nun gelişimini, PR ve SEO’yu itibar yönetimi ve pazarlama alanında nasıl kullanabileceğimizi açıklarken, kendi projelerinden zihin açıcı örnekler de verdi. Sunumda öne çıkan maddeleri ise şöyle sıralayabiliriz:

  • Paylaştığımız her yeni bilgiyle arama motorlarındaki dijital alan genişlemeye devam ediyor ve sonuç sayfaları giderek zenginleşiyor. Bu durum markalar için hem fırsatları hem de tehditleri bir arada getiriyor.

  • PR SEO’yu çizgisel bir düzlemde ele alarak, içeriklerinizi sadece arama sonuçlarında yukarı ya da aşağı hareket ettirme yaklaşımı artık yeterli değil.

  • PR SEO aslında markaların sinyal gönderme aracı olarak düşünülmelidir ve dijital pazarlamacılar olarak bu aracı markanızı korumak için kullanabilirsiniz.

  • Her gün daha da artan bir şekilde ‘‘zero-click’’ diyebileceğimiz bir devirde yaşıyoruz; yani insanlar daha az tıklamayla olabildiğince fazla bilgiye ulaşmayı istiyorlar. Google da hem algoritma hem de teknik geliştirmelerle işte tam da kullanıcının bu ihtiyacına cevap vermek için çalışıyor. Bu doğrultuda kullanıcılarına bilgiyi daha iyi ve organize edilmiş şekilde vermek üzere Rich Snippets (Rich Results) yani Zenginleştirilmiş Sonuçlar özelliğini sunuyor. 

  • Google’ın arama yapan kullanıcıları en alakalı sonuçlar yönlendirme girişiminden dolayı, aslında kullanıcılarınızın görmesini istemeyeceğiniz ‘‘XX kullanmak güvenli mi?’’, ‘‘XX hakkında şikayetimi nereye yapabilirim?’’ gibi aramalar da sonuç sayfalarında karşılaşabileceğimiz içerikler. Burada önemli olan bu aramaları sahiplenmek ve kullanıcıların bu sorulara yanıt buldukları ilk adresin sizin kendi web siteniz olmasını sağlamak.

  • PR & SEO çalışmalarında en kritik nokta entegrasyon. İstediğiniz sonuçlarda sıralanmak için şirketinizin belli bölümlerinin değil, tüm bölümlerinin birlikte çalışıyor olması gerekiyor. Çünkü artık dijital dünya ve hedeflediğimiz alan daha geniş. Dolayısıyla daha fazla yere yönlendirme yapan çok daha fazla linke ihtiyacınız var. Buradaki kritik nokta ise ölçeklendirilebilir çözümler yaratmak. 

  • Dijital alandaki gücünüzü arttırmak için web sitenizde sahip olmanız gereken sayfalar arasında ise FAQ (Frequently Asked Questions) sayfası, blog ya da öğrenme merkezi sayfaları, hakkımızda sayfası ve basın sayfası geliyor. Bu sayfaları iyi bir şekilde tasarlamak ve içerik oluşturmak yukarıda bahsettiğimiz kullanıcı aramalarını sahiplenmek, link alacak daha çok sayfa yaratmak ve güvenilirlik açısından önemli.

  • Google aslında farklı sonuçları - hem pozitif hem de negatif konuları -  bir araya getirerek sunmaya çalışıyor. Aynı zamanda farklı kaynakların da dağıtımı için büyük bir çaba harcıyor. Yani SERP’te eskiden olduğu kadar geniş bir alan kaplayabilmeniz zorlaşıyor. Bu noktada PR çalışmalarınızın, SERP’teki görünürlüğünüz için yaptığınız çalışmaların bir parçası olduğunu bilmek gerekiyor.

  • SERP’teki tüm sonuçları sahiplenemezsiniz. Eğer belirli bir haber sitesinde markanız hakkında eski bir negatif haber varsa, pozitif içeriklere daha fazla link yönlendirerek sonuç sayfalarında da pozitif içeriklerin daha fazla yer kaplamasına katkıda bulunabilirsiniz.

  • Medya stratejilerimiz konusunda daha cesur olmalı ve uzun vadeli düşünmeliyiz. Sektörel ölçekte negatif konular varsa, onları yok saymak yerine onlar üzerinden de strateji geliştirebiliriz. 

  • Dijital alanda söylenenler kadar söylenmeyenler de önemlidir. Lexi’nin burada verdiği örnekte; ‘‘cinsel saldırı avukat’’ şeklinde arama yapıldığında (UK) SERP’i dolduran reklamların tamamı, saldırı ile suçlanan insanların savunmasını yapabileceğini belirten avukatlık şirketlerden oluşuyor. Buradaki alt metin ise şu: zarar gören insanlar için savunma hizmeti son derece kısıtlı olurken, potansiyel saldırganlara onları korumak için sınırsız sayıda kaynak olduğu söyleniyor. Bu nedenle, dijital mahallemizin sadece kültürü etkilemekle kalmadığını, aynı zamanda işletmelerimizi de etkilendiğini bilmeliyiz. Mahallemizi izleyip anlayarak kitlemize ulaşmalı ve içinde yaşamak istediğimiz dünyayı dijital mahallemizde de yaratmalıyız.

Rıza Doruk Ercan / Growth 101

DenizBank’ın iştiraki NEOHUB bünyesinde Head of GrowtHUB olarak görev yapan Rıza Doruk Ercan Digitalzone’21 kapsamında bizimleydi. Dijital dönüşüm ve inovasyon konusunda farklı dikeylerde hizmet veren NEOHUB’ın Açık Bankacılık, Venture Builder, Deniz Ventures ve Deniz Akvaryum gibi programları ile HUB yaklaşımını uyguladıkları farklı yapıları kısaca açıklayan Ercan, Growth 101 başlıklı sunumunda ‘‘büyüme’’ stratejilerinizi oluştururken izlemeniz gereken adımları growth kurgusu, growth bileşenleri, gereksinimler ve başarı örnekleri başlıkları altında açıkladı.

Sunumda öne çıkan başlıklar şöyle;

  • Growth kurgusuna başlarken öncelikle marketing funnel dediğimiz pazarlama hunisinin dikkate alınması ve buradaki bilinirlik, ilgilenme, değerlendirme ve satış aşamalarının kurgulanması gerekiyor. Bu metothod dijital pazarlamaya giriş aşamasında olduğu gibi growth sürecinde de iskeleti oluşturuyor.
  • Satışını yaptığımız şeyin hazır giyim ürünleri olduğunu düşünelim. Müşteri fiziksel mağazaya girdiğinde karışık ve düzensiz bir mağazayla karşılaşırsa aradığını bulamayabilir. Bu durum web siteleri ve mobil aplikasyonlar için de geçerlidir. İlgilenme ve değerlendirme aşamaları deneyimsel olarak ne kadar iyi tasarlanırsa, marketing funnel’da da görüldüğü gibi satışa o kadar katkı sağlar. Dolayısıyla yapmış olduğumuz pazarlama çalışmaları ve yatırımlarda, dijital kanallar olsun olmasın bunu bilinirlikten satışa giden bir funnel olarak kurgulamamız önemli. Satıştan sonra ise yeniden ilgilenme, yeniden değerlendirme, yeniden satışı bir döngüde tutma kaygısını gütmemiz gerektiğini unutmamamız gerekiyor.
  •  Segmentasyon yaparken; mevcuttaki ürünümüz yaş olarak genç ya da yaşlı gibi spesifik gruplara mı yoksa daha genel bir gruba mı hitap ediyor iyi analiz etmemiz gerekiyor. Bu analizi yaparken de içerideki operasyonu,, web sitemizin ve app’imizin gücünü de düşünmemiz, buradaki gücümüzün ne kadar büyük bir segmenti karşılayabileceğine dikkat etmemiz gerekiyor.
  •  Segment içerisinde karar veremediğimiz noktalar söz konusuysa veya mevcut veriler yetersiz ise test and learn tekniği, maliyetini karşılaşabileceğimiz ölçüde  başvurmamız gereken yöntemler arasında yer alıyor. Test & learn tekniğindeki en önemli şeylerden bir tanesi de oynayabileceğiniz kitle üzerinden kaynaklarımızın yeterliliğine ve genel amacımıza uygun hareket etmek.
  • Segmentasyon ne kadar kritikse hedefleme de hem tamamlayıcı hem de kritik. Hedefleme aşamasında mass, niche ve mikro segmentler oluşturabiliriz. Buna karar verirken kaynaklarımız, ürün çeşitliliği, ürün yaşam döngüsü, pazar çeşitliliği ve rekabet durumu dikkat edilmesi gereken başlıklar.
    Ürünü-hizmeti konumlandırma ve farklılaştırma aşamasında fiyat gelir modelini, erişim kanallarınızı, tüketici alışkanlıklarını ve imajı değiştirme gibi yöntemler kullanabilirsiniz. Bu farklılaştırmalar ile ‘‘değer önermesi’’ inşa edebilirsiniz.
  • Growth aşaması için ise dikkate alınması gereken bileşenler; dönüşüm oranı optimizasyonu, dijital analitik, pazarlama teknolojileri, getiri yönetimi, iş ortaklıkları geliştirme, arama motoru yönetimi gibi başlıklar altında detaylandırılabilir.
  • Dönüşüm oranı optimizasyonunda marketing funnel’daki bilinirlik aşamasından satış aşamasına kadar tüm katmanların optimal ve yönetilebilir seviyede olması sağlanmalı.
  • Günümüzde Martech olarak adlandırılan pazarlama teknolojilerini kullanmak, bahsettiğimiz analizleri yapabilmemiz için veri toplamamızı sağlar. Veri toplamak için de dijitalden offline’a iyi düşünülmüş temas noktaları yaratabilmeliyiz.
  •  Martech 2016 yılından günümüze oldukça büyük bir gelişim gösterdi ve bu alanda hizmet veren şirketlerin sayısı arttı. Bundan 5 sene sonra da bambaşka yerlere gidebilir. Özellikle offline’dan online’a bir geçiş olduğundan bugün online ve mobile pazarlama teknolojileri öne çıkıyor olsa da metaverse kavramlarının da hayatımıza girmesiyle multiverse martech toollarının olduğu bir dünyaya gittiğimizi söyleyebiliriz. Online offline’dan ziyade kullanıcıların hangi gerçeklikte yaşadığı ve hangi noktalardan veri toplayabileceğimizi görebileceğimiz bir dünyaya doğru gidiyoruz.
  • Satış orkestrasyonunu yaparken en çok dikkat etmemiz gereken şey en maliyetsiz kanaldan maliyetli kanala doğru ve kullanıcının cevap verebileceği, iletişime duyarlı olabileceği kanaldan başlamak. Kanalları; bir app’iniz varsa push notification, email-sms, telemarketing ve paid yayınlar şeklinde örnekleyebiliriz. Burada tasarlayacağınız her yolculuğu, daha az maliyet oluşturacak şekilde - özellikle reklam yatırımlarında - ama en optimal şekilde kurgulamamız gerekiyor.
  •  Satış hacmini artırıp maliyetleri düşürmenin en önemli yolu süreçlerde verimliliği düşüren noktaların doğru analizi ile mümkündür. Bu noktada doğru analiz için; doğru ölçüm, doğru sinyal, doğru zaman, deneyimsel analiz, kök neden analizleri, doğru hedeflemeler gerçekleştirebiliyor olması gerekir.

Shyam Dattani / Pazar İçgörüleri: Yalnızca Arama Metriklerinden Değil, Aramadan Verilerle SEO

Dijital Pazarlama sektöründe özellikle SEO’lar tarafından en sık kullanılan online araçların başında gelen ve kullanıcılarına sunduğu veriler ile Arama’da (Search) yaşanan gelişmeleri takip etmeye yarayacak çok faydalı içgörüler sunan Searchmetrics’te, “Regional Vice President” pozisyonunda kariyerine devam eden Shyam Dattani, Digitalzone 21 kapsamında “Market Insights - Data from Search, Not Just Search Metrics” başlıklı oturumunda bizlere şu konulardan bahsetti;

  • Shyam, konuşmasına tüketicilerin satın alma alışkanlıklarının değişmesine vurgu yaparak başlıyor. Aşağıda bulunan High Street görseline vurgu yaparak, eskiden High Street’in görselde görüldüğü gibi kalabalık olduğunu, tüketicilerin alışveriş yaparken vitrin camlarını tek tek gezdiğini ancak günümüzde High Street’in tamamen online ortama taşındığını söylüyor.

  • Dünyanın en büyük markalarının, tüketicilerin alışveriş alışkanlıklarındaki değişikliği çabuk fark ettiğini ve işlerini hemen online ortama taşıdığını vurgulayan Shyam, aşağıdaki görsele vurgu yaparak “artık bu markaların hiçbirini High Street’de göremiyoruz. Çünkü onlar artık gerçek alışveriş hacminin tamamen online’a taşındığını gördüler” şeklinde yorumluyor.

  • Google’da her gün 3.5 milyardan fazla arama yapıldığını ve tüm e-ticaret aramalarının yüzde 65'nin çevrimiçi başladığını ileten Shyam, High Street’in online ortama evrildiğini bu şekilde kanıtlıyor.

  • Biz SEO’lara düşen görev, yukarıda bahsedilen verilerin çokluğunu fark etmek ve bu verileri kullanarak yeni High Street’in neresinde konumlanacağımızı bilmek. Peki gerçekten bu verileri nasıl kullanacığımızı biliyor muyuz? Shyam, sunumunda veriyi kullanma ve anlamdırmada nasıl bir yol izlememiz gerektiğini bizlere aktarıyor.

  • Eskiden ana cadde üzerinde bir dükkan açmak çok önemliydi. Çünkü ana caddede dükkan açarak daha fazla görünür olunabiliyordu. Ancak online’ı fiziksel dükkanlardan ayıran en büyük özellik burada ortaya çıkıyor. Shyam, “Google SERP’te ilk sayfada olmak ile ana caddede dükkan açmak tamamen farklı şeylerdir” diyor. İşte tam da bu aşamada çok önemli bir soru ile karşı karşıya kalıyoruz; “Ne istiyoruz?”. Aslında burada tam olarak neye odaklandığımızı bilmekten bahsediliyor. Shyam, “Peşinde olduğunuz fırsat konusunda net olana kadar işinizi optimize etmenin bir anlamı yok” diyor. 

  • Bir işe başlamanın birinci adımı şu soruyu sormak “Where is my growth going to come from?”. Yani aslında burada, gireceğimiz pazarı tanımak, pazardaki hacimleri belirlemek, pazarın büyüklüğünü ve pazarın yapısını analiz etmekten bahsediliyor. “Pazarın yapısını analiz etmeyi” daha genişlettiğimiz zaman ise, satacağım ürünlerin kategorizasyonu nasıl olmalı, gelen kullanıcıyı nasıl ve nereye yönlendirmeliyim, pazardaki trendler nelerdir, pazardaki yeni trendler nelerdir gibi soruların cevaplanması gerekiyor.

  • Daha sonra ise yapılması gereken tüketici segmentasyonudur. Doğru segmentasyon ile hedeflediğiniz pazar içindeki kullanıcıları rastgele hedeflememiş oluyorsunuz. Hedeflediğiniz pazardaki tüketicileri segmente ederek tüketicilerin karşısına en doğru ürünlerle çıkabilmek için veri elde etmiş oluyorsunuz.

  • Yukarıda ilettiğimiz tüm sonuçlara ulaşmak için bize sunulan verileri kullanmak zorundayız. Peki bir karar verirken veri kullanmak gerçekten etkili mi veya bir karar verirken veri kullanmalı mıyız? Bu konu hakkında Shyam, sunumunda Alpha UX’un 2019’da yaptığı araştırmaya ait verileri bizlerle paylaşıyor. Paylaştığı case’de, 300 yöneticiye 38 soru soruluyor ve yöneticilerin aldıkları kararlarda verinin önemli olup olmadığı veya ne kadar önemli olduğu ölçümleniyor. Sonucu aşağıda görebilirsiniz.

  • Aynı gruba sorulan “karar verirken ne sıklıkla veri kullanıyorsunuz?” sorunun cevabını da aşağıda görebilirsiniz.

  • Yukarıdaki iki tabloyu özetlersek; yapılan bu araştırmada katılımcıların %91’i karar verirken veri kullanmak çok önemli dese de yalnızca %58’i karar verirken veriye dayalı kararlar verdiğini söylüyor.

  • Katılımcılar arasında, karar verirken veri kullananların oranının %58 çıkmasına büyük bir “neden” sorusunu soran Shyam, katılımcılara sorulan “bazı kararlar vermeye çalışırken karşılaştıkları en önemli zorluklar nelerdir?“ sorusunun sonucunu inceliyor ve sonucun %47’sinin Kaliteli Veri Eksikliği olduğunu bizimle paylaşıyor. Bu oranın SEO’lar için çok büyük fırsat olduğunu vurguluyor. İşte tam da bu noktada SEO’ların ihtiyaç duyduğu verinin, Searchmetrics tarafından çoktan elde edildiğini vurguluyor.

  • Searchmetrics temelde kullanıcılara anahtar kelime, anahtar kelime sıralaması, anahtar kelime aranma hacmi, ürün ve kategori datası sunuyor. Üstelik bunları hiçbir filtreye sokmadan yalın hali ile kullanıcılara sunması veriyi değerli kılıyor.

  • Searchmetrics’in sunduğu en önemli verilerin başında aranma hacimleri geliyor. Anahtar kelimelerin aranma hacimlerini öğrenirsek, tüketicilerin ürünümüzü ne kadar talep ettiğini yani aslında pazarın da büyüklüğünü ölçümlemiş oluyoruz.

  • Shyam, Share of Voice metriğine bakmanın faydalarından bahsederek, anahtar kelime sıralama konumlarındaki iyileştirmeleri/düşüşleri izleme, rakiplerinizi analiz etme ve kendi stratejinizi buna göre uyarlama, benzer domain’lerin performansını karşılaştırma ve potansiyel müşterilerin web sitelerini analiz etme konularında bize fayda sağlayacağından bahsediyor.

  • Shyam, SEO’ların kullanması gerektiği en önemli metriklerden birinin de Search Intent olduğunu iletiyor. Markaların, Search Intent’i (Arama Niyeti) çok iyi anlaması gerektiğini ve kullanıcıların karşısına Search Intent’i anlayarak oluşturulmuş sonuçlarla çıkılması gerektiğini iletiyor. 

  • Sezonsallık ve trendler de en önemli konu başlıklarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Tüketicilerin hangi ürüne veya bilgiye ne zaman ihtiyaç duyduğunu bilmemizin ve stratejilerimizi bunun üzerine oluşturmamız gerektiğine vurgu yapıyor.

  • Sunumun genelinde verinin sağladığı faydalardan bahsediyor. Bu faydaları şu şekilde özetleyebiliriz; gerçek hedefler belirlemeye fayda sağlar, problemler karşısında gerçek çözümler sunmamızı sağlar, iş sürecinde gerçekleşen değişiklikleri takip edebilmeyi ve değişikliklerin işe yarayıp yaramadığının ölçümlenmesini kolaylaştırır, başlangıç ve bitiş performanslarını karşılaştırmaya fayda sağlar, doğru kitleyi hedeflemeyi, doğru zamanı keşfetmeyi ve arz talep dengesinde doğru tüketiciye doğru ürünü sunmada fayda sağlar.

  • Ayrıca verinin bize sunduğu en büyük fayda rakip karşılaştırması yapmamıza olanak sağlamasıdır. Hedeflediğimiz pazar içinde kendimizi konumlandırabilmek için yapmamız gereken en büyük şey rakip analizi ve rakiplerimizin pazardaki konumunu ölçümlemektir. 

Simo Ahava /  Server-side Tagging: Veri Toplamanın Geleceği

8-bit-sheep bünyesinde partner ve co-founder olarak görev yapan  Simo Ahava Digitalzone’21 kapsamında bizimleydi. Aynı zamanda Simmer adında bir online kurs platformunda co-founder olarak görev alan Simo aynı platformda teknik ağırlıklı pazarlama eğitimleri veriyor. Bu oturumda veri toplamanın geleceği olarak kabul edilen Server-Side Tagging (Sunucu Taraflı Etiketleme) üzerine bir sunum gerçekleştirdi. 

Sunumda öne çıkan başlıklar şöyle;

  • Simo sunumuna tam olarak tagging kavramının ne olduğunu anlatarak başladı. En temelde tagging: web sitesi içerisinde yapılan satın alma, e-bültene kayıt olma ve form doldurma gibi aktiviteleri 3. parti Javascript kodları vasıtasıyla Facebook, Google Ads gibi platformlara aktarmaktır. Bu sayede kampanyalarınızın gidişatı ve karlılığı hakkında bu 3. parti platformlar bilgi sahibi olabilirler. En temelde sektör genelinde bu süreç Tag Manager üzerinden halledilir. Tag Manager bu 3. parti platformları yönetmek ve hangi verilerin iletileceğini düzenlemek için kullanılır.

  • Bu yöntemin çalışma mekaniğine değinen Simo, yapıyı kısaca özetleyerek devam etti. 

Facebook, Google Ads veya herhangi bir 3. parti Javascript takip sistemi öncelikle bizim kontrol edemediğimiz bir sunucu üzerinden sunulur. Bu da beraberinde bazı problemleri getirir. Bu kodları sağlayan platformların (CDN vs) sunucu hızları kodun yüklenmesini geciktirebilir. Kullanıcı tarafında ise firewall veya bir uygulama tarafından engellenmesi ihtimali bulunabilir. 
Cookie (tarayıcı çerezleri) bu 3. parti takip sistemleri tarafından kullanıcıyla alakalı verilerin tutulması için oluşturulur.  Bu cookieler 3. parti takip sistemlerine yapılan istekler tarafından okunabilir. Günümüzde bunun engellenmesi için birçok çalışma mevcut, fakat sektör lideri Google Chrome (henüz) bunu engellemiyor. Ancak bu özellikle potansiyel bir güvenlik, hatta bir gizlilik problemi olarak karşımıza çıkıyor. 
Buna ek olarak bu 3. parti platformlar kullanıcının tarayıcısında Javascript kodları çalıştırdığından ötürü, first party cookielere de erişebilir hale gelebiliyorlar. 2017 yılında Apple tarafından başlatılan çalışmada cross-site tracking engellenmeye çalışılıyor ve kullanıcıların 1. parti verilerinin aktarılması engellenmeye çalışılıyor.

  • Bununla beraber PII (Personal Identifiable Information) sızıntıları gibi çeşitli güvenlik problemleri de tarayıcıların 3. parti kaynakları çalıştırması sebebiyle gerçekleşiyor. Dolayısıyla 3. parti kaynakları içeren takip mekanizmaları birçok sorunu beraberinde getiriyor.

  • Tüm bunlara çözüm olarak Server-Side Tagging denilen konsept devreye giriyor. Tüm bu 3. parti sağlayıcılarla tarayıcı üzerinden iletişime geçilmesi yerine, arada bir tampon bölge oluşturarak iletişim sağlanabiliyor. Bu tampon bölge web sitemiz gibi bize ait bir alan olduğundan ötürü 1. parti olarak kabul ediliyor. Bununla beraber kullanıcılarımız sadece bu alanla iletişime geçiyor ve hiçbir 3. parti Javascript dosyası çalıştırılmıyor. 

  • Yani biz bir dönüşüm gerçekleştirdiğimizde tarayıcımız bunu direkt Facebook Pixel aracılığıyla göndermek yerine bizim vekil sunucumuza gönderiyor ve vekil sunucumuz üzerinden Facebook’a iletiliyor. Bu bağlamda bir çok avantaj ile beraber geliyor. Bu avantajları Simo aşağıdaki gibi sıralıyor:

Gelen istekleri 3. partiye yönlendirmeden önce doğrulayabilir, PII verilerini silebilir veya eksik bir veri gönderiliyorsa bunu düzenleyebilirsiniz. 
Tek bir veri akışı gerçekleşiyor. Gerçekleşen bir dönüşümü ayrı ayrı 3. partilere göndermek yerine sadece Server-Side tagging sunucumuza gönderiyoruz ve o sunucu diğer 3. partilere bu veriyi iletiyor. Bu sayede tarayıcı üzerindeki yük azalıyor. 
Gönderilen istek direkt bizim sunucularımıza geldiği için kullanıcılarımızın IP adresleri gizleniyor. Bu sayede hiçbir 3. platform kullanıcılarımızın verisine biz istemedikçe ulaşamıyor. 
GDPR regülasyonlarını 3. parti bir yönetim uygulamasına bırakmaktansa bunu server tarafında kendiniz düzenleyebilirsiniz. Tüm cookie verilerinin yönetimi sizin elinizin altında olacak.
Gereksiz JS takip sistemlerinden arındığınız için site hızını artacaktır.
Safari tarafında 3. parti platformlar tarafından Javascript ile oluşturulmuş Cookielerin ömrü 7 gündür. Fakat 1. parti kaynaktan sizin server-side tagging ile oluşturacağınız cookielerin ömrü 2 yıldan fazla olabilir. Bu sizin isteğinize bağlı olarak istediğiniz kadar uzayabilir.

  • Tüm bu açıklamalardan sonra Simo neden Server-Side Tagging kullanmamız gerektiğini aşağıdaki maddelerle açıklıyor.

-Veri toplama üzerinde tam bir hakimiyet kurarsınız. Tüm veri aktarım ve yönetimi sizde olur.

-Üçüncü parti takip kodları sitenizden kalkacağı için siteniz hızlanır.

-İçerik koruma kurallarının dışında kalırsınız. 

-Verinizi istediğiniz gibi geliştirebilirsiniz. Hatta 3. partiye veriyi göndermeden önce CRM’den herhangi bir veriyi ekleyip o şekilde gönderebilirsiniz.

-Analytics.js ve diğer 3. parti cookie oluşturucularının tamamını first party cookie olarak kullanabilirsiniz. 

  • Sunumun bu kısmına kadar Server-Side Tagging ile alakalı birçok olumlu şeyden bahseden Simo bir sonraki kısımda neden veya hangi durumlarda kullanmamanız gerektiğini de açıklıyor.

-Tüm Ad-Blocker platformları tüm işlem server-side gerçekleştiği için (first party cookie ve istekler) aşılabiliyor. Dolayısıyla spesifik olarak veriyi paylaşmak istemeyen kullanıcıların verileri de eksiksiz toplanabiliyor. Bu da etik bir problem ortaya çıkarıyor. 

-Veri paylaşımındaki opaklık sorun teşkil ediyor. Kullanıcı sizin Server-Side Tagging sunucunuza sadece basit bir Google Analytics isteği gönderiyor fakat siz onu 10’larca farklı platformu beslemek için kullanabilirsiniz. Simo kısaca Vegas’ta olan Vegas’ta kalır kuralına benzetiyor. Bu da kullanıcının verisini paylaşmak istememesine rağmen paylaşmasına sebep oluyor ve bundan kimsenin haberi olamıyor. 

-Server-Side Tagging ayrı bir sunucu çalıştığı için ayrı bir ücretlendirmeyi de beraberinde getiriyor. Sitenizin büyüklüğüne göre ayda 130-140 dolardan başlayıp kullanacağınız Google Cloud App Engine sayısına göre bu miktarlar artıyor.

-Bu konuda çok az dökümantasyon var ve yaşanan sorunların çözümü oldukça zorlayıcı olabiliyor.

-Üçüncü parti cookie’ler Server-Side Tagging tarafında kullanılamıyor. Bu sebeple buna uyum sağlayamayan üçüncü partiler için henüz bir çözüm bulunmuyor.

Wil Reynolds / Müşteriniz ve CMO'nuzun Dilini Konuşmak

  • Philadelphia merkezli SEM/SEO ajansı SEER Interactive’de VP of Innovation olarak görev yapan Wil Reynolds, Digitalzone’21’in ilk gününü kapatırken harika sunumuyla bizlerleydi. Markaların trafiklerini artırmaları için veri odaklı stratejiler ve inovatif yöntemler geliştiren Wil’in ‘‘Speaking the Language of Your Customer and Your CMO’’ başlığı altında yaptığı sunumda öne çıkan başlıklar ise şöyleydi:

  • McKinsey’nin hazırladığı bir araştırmada CMO’lara ‘‘Başarının en büyük kıstası sizin için nedir?’’ diye sorulduğunda, en çok verilen cevap ‘‘müşterinin sesi olmada liderlik’’ çıkmış. Yani CMO’lar bizim dijital pazarlama alanında çalışanlar olarak bu amaç için bulacağımız çözümlere açıklar. 

  • Var olduğunu bile bilmediğiniz bir deneyimi nasıl kişiselleştirebilirsiniz diye soran Wil, search yani arama dünyasının bizim müşterinin sesini duymamız ve müşterinin sesi olmamız için için önemli bir kaynak olduğunu belirtiyor. 

  • Bu kapsamda arama verilerini nasıl kullanabileceğimizi ve bu verileri başka hangi verilerle birleştirilebileceğini örneklerle açıklayan Wil, mükemmel müşteri deneyimini belirli başlıklar altında inceliyor.

  • Mükemmel müşteri deneyimini sağlamak için:

- Kişiselleştirme

- Müşteriye verdiğiniz cevapların doğruluğu

- Tutarlı olmak

- Amacına uygun, konuyla ilgili içerikler sunmak

- Kullanıcı davranışlarını anlamak

- Müşteri yolculuğundaki adımların birbiriyle uyuşması

- Aynı dili konuşmak

- Geri bildirim almak izlememiz gereken yöntemlerin temellerini oluşturuyor. 

  • Kullanıcılara sunduğunuz ürün/hizmet görsellerinde arama terimlerindeki farklılıkları göze alarak içerikler sağlayın. Örneğin ‘‘50 yaş üstü kadınlar için gelinlik’’ aramasında yaş faktörüne görsellerinizde de dikkat etmeniz gerekiyor. 

  • Ürün ya da reklam alanlarında nasıl görseller kullanmanız gerektiğini bulmak istiyorsanız, Google’da belli görsel gruplarını tetikleyen anahtar kelimeleri kullanabilir, burada çıkan görselleri alarak Google Cloud Vision API ile analiz edebilirsiniz. Böylelikle kararlarınızı daha veri odaklı bir süreçle alıp görsellerinizi seçebilirsiniz.

  • Eğer müşterinize aradığı sorunun cevabını vermiyorsanız, bu kötü bir müşteri deneyimine sebep olur.

  • Kendimize sormamız gereken önemli sorulardan biri şu: Markamız hakkında bir soru sorulduğunda, hangi sıklıkta bu sorunun cevabını sahiplenmiyoruz? Buradaki analizleri için Power BI kullanan Wil, markanızla ilgili aramaları taramanızı, bu sorgularda en üstte sıralanan siteleri görüp, hangi soruların cevaplarını sahiplenmeniz gerektiğini tespit etmenizi öneriyor. Hatta burada Ads’de kullandığınız hedef kelimeleri de tarayarak organik olarak çekebileceğiniz trafiğe reklamlarda ne kadar bütçe harcadığınızı görmek ve bütçe optimizasyonu yapmak da mümkün. 

  • Markaları içerik konusunda yönlendirirken, etkinizi o içerikle yalnızca 1 sene boyunca iyi sıralanmak gibi düşünmemelisiniz. Çünkü web’de gördüğümüz üzere içerikler ne kadar eski olurlarsa olsunlar yıllar boyunca en üst sırada kalabiliyor.

  • Bir yandan markamızın PPC’de hedeflediği arama terimlerini ve bütçe verilerini çekip, diğer yandan bu anahtar kelimelerdeki organik sıralanan içerikleri listelerken, içeriklerin yayınlanma tarihlerini de verilere eklemek önemli. Bu yöntem ile hedeflenen arama terimlerinde çok daha iyi/güncel içerikler üreterek markaların hem organikte daha yüksek sıralanmaları hem de reklam tarafında maliyetleri düşürmeleri mümkün olur.

  • Kullanıcı davranışlarını ve buradaki değişimleri takip etmek trendleri keşfetmek için önemli. Trendleri keşfettiğimizde ise kazanan olmak için yapmamız gereken hızlı aksiyon almak. Hedeflediğiniz anahtar kelimelere değişen kullanıcı davranışlarına göre sadece 1 kelime daha eklemek, müşterinin dilinden konuşmanızı sağlayarak çok büyük etkiler yaratabilir. 

Yiğit Konur / SEO için BigQuery: Yalnızca Google E-Tablolar ile Milyarlarca Satırı Analiz Edip SEO Veritabanı Oluşturma 

Yiğit Konur sunumunda, Google’ın büyük veriler üzerinde analiz yapabilmemizi sağlayan bulut platformu BigQuery’yi SEO çalışmalarında nasıl kullanabileceğimizi faydalı örnekler üzerinden açıkladı. Öncelikle SQL ve BigQuert entegrasyonu hakkında bilgilendiğimiz sunumun sonunda kendi SEO database’imizi yaratacak kadar bilgi sahibi olduk. 

  • Pozisyon takibi, anahtar kelime araştırması ya da ölçümleme gibi farklı amaçlar için birçok SEO aracından veriler topluyoruz ve günün sonunda tüm bu verileri işlerken en büyük yardımcımız Excel oluyor. Araçlarda ve alacağımız kararlarda limit yok ama maalesef Excel’de var.

  • Excel, Google Sheets ve Google BigQuery’yi karşılaştırdığımızda, Google BigQuery limitsiz veri işleyebiliyor olması ve bu verileri işlemek için güçlü bir  bilgisayara ihtiyaç duymuyor olmasıyla tercih sebebi oluyor. Tek zorluk yanı veri işleme aşamasında kullanacağımız dilin diğerlerine kıyasla biraz daha zor olması.

  • Sunumda incelenen örneklerden ilkinde seoman yardımıyla Google API kullanarak Google Search Console veri çekme gösteriliyor. Sonrasında da bu veriyi BigQuery’ye yeni  bir dataset oluşturarak Google Drive’daki verileri yüklüyoruz. Karşımıza çıkan tabloda arkada çalışan SQL yardımıyla basit bir şekilde filtrelemeler veya pivot table yapabiliyoruz.

  • İkinci örnekte ise Wayfair’ın yüksek miktardaki Ahrefs verilerini daha hızlı indirmenin ipuçlarını paylaştıktan sonra, tekrar Google BigQuery’de inceleme aşamasına geçiyoruz. Bu tablodan da cannibalization problemlerine oldukça basit filtrelemelerle ulaşabiliyoruz. 

Yves Filippuci / Entegre Bir Dünyada Dönüşüm

Digitalzone’21 kapsamında bizlerle olan Yves Filippuci,  The Coca-Cola Company’de Avrasya ve Orta doğu bölgelerinden sorumlu VP for Offline-to-Online Digital Transformation olarak görev yapıyor. Kariyeri boyunca dijital dönüşüm alanında büyük şirketlerde projeler yöneten Yves’in güçlü deneyimi; marka pazarlaması, dijital ticaret, tüketici data stratejileri ve dijital platform yönetimi gibi başlıkları kapsıyor.

Digitalzone’21’in ilk gününde etkinliğimizin ilk sunumunu gerçekleştirerek bize harika bir enerji veren Yves’in ‘‘Transformation in a Networked World’’ başlıklı bir sunumdan öne çıkan başlıklar ise şöyle:

  • Pandemiyle değişen koşulların da etkisiyle artık hyper connectivity diyebileceğimiz ‘‘aşırı bağlanabilirlik’’ döneminde yaşıyoruz. Bu durum hem kişisel hem de profesyonel hayatımızı etkilerken aynı anda globalleşmek ve lokal kalmak gibi bir ikilem yaratıyor.

  • Bağlanmak artık bir kanal olmanın, 2 ya da 3 kişinin iletişim kurmasının ötesine geçti. Artık milyonlarca insanın birbiriyle bilgi paylaştığı bir formata dönüştü. 

  • Burada ele almamız gereken ana sorulardan biri; şirketlerin bu kadar yoğun bilgi paylaşımının içinde nasıl proaktif olabileceği. Hiçbir şirket bu dönüşüme tamamen hazır olamayabilir. Bu yüzden sistemi yeniden başlatmayı (reboot) bilmek oldukça önemli bir hale geldi.

  • Şirketimizin ölçeğinden bağımsız bir şekilde kendimizi, zihnimizi, çalışma şeklimizi yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Neyi dönüştürmek isterseniz isteyin, başlangıç noktası ise şirket kültürü. Doğru kültürü oluşturarak güçlü ve sürekli bir stratejiyle birleştirmeniz ve tabii ki uygulamanız gerekiyor.

  • Yves’e göre kültür demek, bir şirketin ortak değer ve tutumu olmalı. Yazılı ya da değil, buradaki değişimi gerçekleştirecek olan da şirketi oluşturan insanlar. 

  • Dönüşümü başarıya dönüştürmek üzere bazı büyüme adımlarından bahseden Yves’in anlattığı başlıklar ise şöyle:

VUCA: Şu an yaşadığımız dünyayı şu kısaltma ile özetleyebiliriz: VUCA yani volatility - geçicilik, uncertainty - değişkenlik, complexity - karmaşıklık ve ambiguity - belirsizlik. Bu durumlar ise aslında fırsatları beraberinde getiriyor. Dijitalin her şeyi ele geçirmesiyle, teknoloji insan yoğunluğunu, ürüne/hizmete tekil bakış açılarını ve stabiliteyi azaltmaya çalışıyor. Bunların yerine bilgi daha önemli hale geldi, ürüne ve servislere bakış açısının değişmesiyle platform ekosistemi oluşmaya başladı. Ayrıca kazanç ve etki markalar için her gün sağlamaları gereken ana değerler haline geldi. Bu noktada, yeni bir kültür ve yeni tutumlar geliştirmek için VUCA’yı vision-vizyon, understanding - anlayış, clarity - netlik, agility - atiklik şeklinde yeniden ele almalıyız. 

Ağlar şeklinde çalışmak: Artık ‘‘network’’ dünyasında yaşıyoruz ve organizasyonumuzu yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir şekilde ilerletemeyiz. Aksine; asenkron, yetkin, esnek ve atik ekipler oluşturmamız gerekiyor. Burada The Coca Cola Company’de yaşanan proje yönetimindeki değişimi anlatan Yves, eskiden 9 ayda tamamlanan ürün lansman sürecinin nasıl 3 aya indirildiğini anlattı. 

Üstel (exponential) ekip dinamikleri: Dönüşüm sürecinde işbirliği durumundan koordinasyon durumuna geçmek gerekiyor. Tek bir amaç için çalışan ekipleri koordine etmek için de benimsememiz gereken yeni davranışlar bulunuyor. Adapte olabilen,  ölçeklendirilebilir ve kendi kendini yönetebilen olabilmek, ekiplerin sahip olması gereken güncel özellikler.

Unut ve yeniden öğren: Yeniden başlatmak (reboot) için önce bildiklerimizi unutmamız ve sonrasında yeniden öğrenmemiz gerekli. Çünkü bugüne kadar bildiklerimiz artık güvenilir olmayabilir. Dolayısıyla ‘‘yeni dünya’’da hayatta kalabilmek için bu davranışı uygulamamız ve öğretmemiz önemli.

Veri ile başa çıkmak: Veri her zaman oradaydı. Ancak günümüzde şirketlerin sahip oldukları teknoloji ve otomasyon araçlarıyla verileri ayıklamak, içgörüler ve hikayeler çıkarmak mümkün hale geldi. Bunu pratiğe dökebildiğimiz zaman, rakiplerimizin önüne geçerken markamızın geleceğine de şekil vermiş oluyoruz.

‘’Concierge’’ gibi davranmak: Otellerde misafirleri karşılayan ve ihtiyaçlarını dinleyen kimse olarak açıklanabilecek bu kelimeyi kullanan Yves, aslında etrafımızdaki sinyalleri algılayabilmek, bunları bir hizmete dönüştürebilmek ve bir deneyim sunarak temas ettiğimiz kişileri markanızın sadık müşterileri haline getirebilmek için sahip olunması gereken bakış açısını açıklıyor.

Panel: SEO

Zeo Agency SEO Direktörü Tevfik Mert Azizoğlu’nun moderatörlüğünde gerçekleşen panelde; Re:signal’de Senior SEO Analyst olarak görev yapan Yağmur Şimşek, SEO Danışmanı Tuğçe Durmuşoğlu ve Zeo’da VP of Consulting & Strategy olarak görevine devam eden Ozan Ketenci bizlerleydi.

Panelde Yağmur Şimşek içerik ve SEO’ya dair sektörel tecrübelerini aktırken, Tuğçe Durmuşoğlu, SEO hakkındaki tecrübelerini bizlerle paylaşarak kazanımlarından bahsetti. 

Panelde öne çıkan maddeler şöyle:

  • SEO araçlarında öne çıkanlar Ahrefs, Semrush, DeepCrawl ve Oncrawl olurken, içerik açısından CognitiveSEO önerilenler arasında yer aldı. Az bilinen SEO araçlarında ise Sitebulb’ın trendi yükselen araçlar arasında olduğu konuşuldu. 

  • Mert araçlardan maksimum verimin Google Search Console ve Google Analytics hesaplarına entegre olabilmesiyle sağlanabileceğinin önemi vurguladı. Zeo’nun ücretsiz SEO araçlarını hazırlarken kolay otomatize edilmesine dikkat edildiğini belirtti.

  • Kariyerine henüz başlayan yeni mezunlar için, Tuğçe farklı sektörlerin analizlerini yapabılacekleri iş yerlerini seçmelerini önerdi. İlerleyen süreçlerde üretmenin çok önemli olduğunu ve analiz sürecine katkı sağlayabileceğini söyledi.

  • Mert SEO’nun dinamik bir alan olduğunu söylerken, hızlı okuma ve anlama konusunda kendini geliştirmenin araştırma sürecinde kolaylık sağlayacağından bahsetti.

  • Ozan ve Yağmur ilerlemenin önündeki en büyük engelin çok fazla bilgiyi almaya çalışmak olabileceğini ve bu noktaya dikkat edilerek ilgi duyulan alana yönlenmenin daha çok fayda sağlayacağının altını çizdiler.

  • Mert, 2022’nin SERP elementlerini ve bunların CTR’a etksini anlamaya daha çok odaklanacağımız bir sene olabileceğini vurguladı.

  • Tuğçe, 2022’de internet alışverişlerinde video ve görsellerin önem kazanacağını ve son güncellemelerin bunun habercisi olduğunu anlattı. Bu nedenle, markaların e-ticaret sitelerinde ürün sayfalarına ve alışveriş deneyimlerine daha çok önem vermelerini öneriyor.

  • Yağmur, ABD  ve Birleşik Krallık’ta son dönemlerde podcast içerik üretiminin ve tüketiminin artışta olduğuna dikkat çekti. Bu artışın SEO ile bağdaşabileceğini ve podcast SEO alanının genişleyebileceğini öngörüyor.

  • Ozan, 2022 senesinde daha fazla rakip olacağını belirtirken, dinamikliğin ‘Search’ tarafında artış göstereceği noktalara değindi. 2022 trendlerinin ise bu noktalardan etkilenerek belirleneceğini düşünüyor.

  • İçerik pazarlamasının trafik ve dönüşüme katkısının önemine değinilirken, Tuğçe 10 tüketiciden 6’sının ürün veya servis hakkında bilgi alabileceği içerikleri okuduktan sonra karar verdiğinden bahsetti. Benzer şekilde, HubSpot araştırmalarına göre de blog sayfası veya içerik platformu olan sitelerin %55 daha fazla ziyaretçi aldığını söylüyor.

  • Kaliteli içerik üretmek satışları artırabilen yöntemler arasında yer alıyor.

  • Markaların SEO’ya olan yatırımları pandeminin etkisiyle artmış durumda. Bu noktada panelde markaların doğru ajans ve danışman ile çalışmalarının önemine dikkat çekildi.

Panel: UX & UI, Product Marketing 

Zeo’nun kurucusu, şu sıralarda ise dünyanın yapay zeka teknolojisiyle çalışan ilk sıralama takip aracı seo.do’nun Product Manager’lığında görev alan Yiğit Konur’un moderatörlüğünde sohbet tadında keyifli bir panel gerçekleşti. Panelde Rıza Selçuk Saydam ve Yakup Bayrak bizlerleydi. 

Digitalzone’18 kapsamında bize ürün yönetimi hakkında bilgiler anlatan Facebook’un Product Design Manager’ı Rıza Selçuk Saydam, bu sene de Digitalzone sahnesindeydi. Etkinliğimize Kaliforniya’dan katılan Rıza, şu anda Facebook Messenger’ın ürün geliştirme süreçlerinden sorumlu.

Deneyim ve tasarım stüdyosu SHERPA’nın kurucusu Yakup Bayrak, geçtiğimiz yılın başında Digitalzone Meetups’ta kullanıcı deneyimi (UX) konusunda trendleri anlatırken, bu sene de Digitalzone’da kullanıcı deneyimi çalışmalarından bahsetti.

Panelde öne çıkan maddeler ise şöyle:

  • Ürünleri hedef kitleye ve hedef kitlenin ihtiyaçlarına göre şekillendiren Facebook’un product design ekibi, hedef kitlenin hangi durumlarda veya ortamlarda Messenger’ı kullandığı gibi verilere göre de hedeflerini ve kararlarını belirliyor.

  • Uygulama tasarımında, hedef kitleye hitap edebilmek amacıyla bazen yaş grupları bazen ise coğrafi konum bazında kişiselleştirmeye gidebiliyor.

  • Detaylı bir sistem analizi yapan SHERPA, uygulamaları detaylı incelerken ATM, klima gibi ürünleri de fiziksel olarak derinlemesine inceliyor. Ayrıca ürünlerin araştırma raporlarını ve rakiplerin benchmarklarını inceleyerek, ‘ne istiyoruz’ gibi merak edilen soruları da çıkarıp bir araştırma tasarımı ortaya çıkarıyor. Böylece ürünle ilgili her şeyi öğrenebiliyor.

  •  Rıza, fikir odaklı olmak yerine problem odaklı bir ekibin daha etkili olacağını düşünüyor. Ayrıca kullanıcı araştırmacısı, proje yöneticisi, tasarımcı, yazılımcı ve data scientist’ten oluşan bir kullanıcı deneyimi ekibinin başlangıç olarak iyi bir ekip olacağını söylüyor.

  • Yakup ise şirketlerin eskiye göre kullanıcı deneyimi / tasarım iş gücüne daha fazla yatırım yaptığını, bir firmanın kullanıcı deneyimi çalışmaları ihtiyacı için bir tasarım ekibi kurmak yerine farklı farklı tasarım stüdyolarıyla çalışmasının daha etkili olacağını ve farklı bakış açıları kazandıracağını düşünüyor.

  • SHERPA’da hedefleri ve verimliliği ölçmek için OKR yöntemi kullanılıyor.

  • Kullanıcı deneyimi çalışmalarını ölçümlemek için ise HEART framework’ünden yararlanılıyor.

  • Çok fazla fikir olmasına rağmen hangilerini karara dönüştüreceklerini belirlemek için SHERPA’nın hipotez geliştirme template’ini kullanıyorlar.

  • HEART framework’ündeki adımlar için her ürün özelinde üzerine çalışmak ve her ürünün hedefine yönelik metriklerin belirlenip düzenli aralıklarla kontrol edilmesi gerekiyor.

Yakup ve Rıza’nın paylaştığı kullanıcı deneyimi vizyonuna sahip olabilmek için tüketebileceğiniz kaynaklar:

  • IDF (Interaction Design Foundation): https://www.interaction-design.org
  • UX Collective:  https://uxdesign.cc/
  • Jared Spool - ROI of UX: https://jmspool.medium.com/yes-alan-there-is-an-roi-for-ux-design-bef06dbc9c77
  • DesignOps Handbook from Dave Malouf: https://www.designbetter.co/designops-handbook
  • Growth Design: https://growth.design/
  • Popüler uygulamaların patternlerini inceleyerek yeni özellikler eklendiğinde nedenlerini sorgulamak
  • Beğendiğiniz ve başarılı olan uygulamaların tasarımında görevli kişiler ve o kişinin takip ettiği kaynakları incelemek

 

Digitalzone 2021'e gösterdiğiniz ilgiye çok teşekkür ederiz. Tüm Digitalzone'21 videolarını buradan izleyebilirsiniz.

Fikirlerinizi ve geri bildirimlerinizi duymayı çok isteriz. Bizlere digitalzone@zeo.org adresinden her zaman ulaşabilirsiniz. 

2022 etkinliklerimizde buluşmak üzere!